Göç: Biraz Ümit ve Sonsuz Endişe
Göç: Biraz Ümit ve Sonsuz Endişe
Göç: Biraz Ümit ve Sonsuz Endişe
İnsanların birçoğu ölümü, aşağılanmayı, ikinci sınıf insan muamelesi görmeyi göze alıp ülkesini terk etmektedir. Karşı kıyıya geçemeden hayalleri ile beraber Ege’de Adriyatik’te, Akdeniz’de Cebelitarık’ta denizin dibini boylayan binlerce insanın gözyaşlarına hangimiz şahit olduk.
Dünya, 48 saat içerisinde yaklaşık 80 bin kişinin Fas ile İspanya arasında egemenlik tartışmalarının sürdüğü, İspanya’nın Fas sınırındaki Ceuta’ya göç akınını izledi. Bu göç dalgası kitlesel göçlerin ne kadar ani ve tehlikeli olabileceğini yeniden göstermiş oldu. Bölgede benzer göç dalgaları 2021 ve 2022’de olmuş ve onlarca kişi hayatını kaybetmişti. Son mülteci akınında ise 70’e yakın kişi hayatını kaybetti. Nihayetinde bu göçmenler geri iade edilse de çekilen acılar insanların zihninde bakî kalmıştır.
İspanya ve Avrupa Birliği açısından konu daha ziyade güvenlik meselesi olarak algılansa da Fas açısından dış politika aparatı olarak kullanılmış gibi görünüyor. Hatta zayıf bir iddia olmasına rağmen uluslararası ilişkilerde İsrail’in İspanya’ya verdiği bir cevap olarak bile yorumlanıyor. Ancak olayın asıl failleri ve mağdurları olan göçmenler açısından konu oldukça trajik ve karmaşık.
Bir insan neden başka bir ülkeye gitmek için ölümü göze alsın?
Elbette bunun ekonomik, sosyal ve siyasi bir dizi sebebi olmakla beraber kök sebebin insanın yaşadığı yerde onurlu yaşama imkânlarından mahrum olması şeklinde özetlenebilir. Bu ve benzeri bütün göçlerin sebepleri ve sonuçları ister istemez hepimizi yakından ilgilendiriyor. Bu konuya geri dönmek üzere biraz durup göç olayına daha etraflıca bakmaya çalışalım.
Herkesin zihninde bir göç hikâyesi vardır: İnsanlar büyük ümitler ve gönlünde acılarla ya bir nesil önceden köyünden yola çıkıp kasabaya veya bir büyük şehre gelmiştir ya da bir-iki nesil önceden başka bir ülkeye gitmiştir. Zamanı biraz daha geniş tutarsak hepimizin geçmişinde bir göç hikâyesi vardır. Nihayetinde tarihçiler ve antropologlar hepimizin 80 bin yıl önce Afrika’nın doğusundan olduğumuz yerlere göç ettiğimizi söylemiyor mu? İnsanlığın tarihi aslında göç tarihidir denebilir. İnsanoğlu olarak aynı göç hikâyelerinden geçtiysek herhalde hâlen bu eylemi yapanları da daha iyi anlayabiliriz.
Altıncı Yok Oluş kitabının yazarı Elizabeth Kolbert, “Antroposen’in belirleyici özelliklerinden bir tanesinin dünyadaki türleri yer değiştirmeye mecbur etmesi, diğerinin ise bu türlerin yer değiştirmesini engelleyecek yollar, bariyerler ve kesin çizgilerle belirlenen şehirler inşa etmiş olmasıdır” der. İnsan, hem mecbur eden hem de mecbur kalan bir varlık olarak tarihteki rolünü çok iyi bir şekilde oynamıştır. Tarihsel anlamda herkesin atasının bir şekilde bir yerden göç ettiği bilinmektedir. Göçler dini, iktisadi, siyasi, sosyal ve daha birçok sebeple olabilmektedir. Göç, köyden kente, ülke içerisinde, ülkeler arasında ve bir kıtadan başka bir kıtaya olabildiği gibi niteliğine göre de tersine, mevsimsel ve beyin göçü gibi birçok çeşidi de vardır. Göçün daha iyi bilinen ve daha kısa sürelisi ekonomik sebeplerle olanı olsa da diğer göç sebepleri de azımsanmayacak derecede çoktur.
Göç etmek sanıldığı gibi sadece insana mahsus bir eylem değildir. Dünyanın kendisinden başlamak üzere, kıtalar, buzullar, ormanlar, toprak, su, bitkiler ve hatta hastalıklar bile göç etmektedir. Lüzumlu ya da lüzumsuz bir bilgi olarak dünyada en fazla göç etmiş ve gittikleri yerlere en fazla uyum sağlayan hayvanın fareler olduğunu söyleyelim. Bütün bunları bir kenara bırakıp insanoğluna gelince de istisna bir durumla karşılaşmıyoruz: İnsan da tarih boyunca sürekli göç etmiştir. Şu an 8.3 milyar dünya nüfusunun 304 milyonu doğduğu ülkeden........
