Kutlu olsun
Bugün bayraklar asılacak, marşlar söylenecek, meydanlarda çocuklar yürüyecek. Kimi penceresinden onları izleyecek, kimi elindeki Türk bayrağıyla kalabalığa karışacak. Akşam olduğunda şehir yavaş yavaş eski haline dönecek. Bayrakların bir kısmı yerinde kalacak, bir kısmı indirilecek. Hayat, bütün telaşıyla devam edecek.
Peki, 29 Ekim'den geriye ne kalacak?
Bu soruyu sorarken insanın aklına önce büyük isimler, tarih kitapları, cepheler ve zaferler geliyor. Oysa tarihin sayfalarına sığmayan başka hayatlar da var. Cepheye giderken evinin kapısını son kez kapatan bir baba, dönüş yolunu yıllarca gözleyen bir anne, babasının yüzünü hiç tanımadan büyüyen bir çocuk... Adlarını bilmiyoruz. Fotoğraflarını görmedik. Hikayelerini dinlemedik. Fakat bugün üzerinde yaşadığımız toprakların geçmişinde onların da payı var.
Tarih bazen kazananların isimlerini yazar, geride kalanların sessizliğini es geçer.
Cumhuriyet'in hikayesi, yalnızca bir milletin bağımsızlığını kazanmasının hikayesi değildir. Aynı zamanda insanların kendilerine ait bir gelecek düşleyebilmesinin hikayesidir. Bir çocuğun doğduğu evin sınırlarını aşabilmesi, bir kadının kendi hayatı hakkında söz sahibi olması, bir insanın düşüncesini korkmadan ifade edebilmesi... Bunlar, bugün sıradan kabul ettiğimiz ama değerini kaybettiğimizde ne anlama geldiğini acıyla anlayacağımız şeylerdir.
29 Ekim 1923'te ilan edilen Cumhuriyet, geçmişle gelecek arasında açılan yeni bir kapıydı. O kapının ardında yoksulluk vardı, yorgunluk vardı, yeniden kurulması gereken bir hayat vardı. Her şey hazır değildi. Her şey güzel değildi. Fakat bir ülke, bütün imkansızlıkların ortasında geleceğini kendi elleriyle kurmaya........
