menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alevi aydınlar bildirgesi ve Kürt etnik siyasetin sıkışmışlığı 17 Eylül 2026

34 0
17.09.2026

Türkiye siyasetinin en hassas, en dinamik ve aynı zamanda en çok istismar edilen fay hatlarından biri hiç kuşkusuz Alevi toplumunun tarihsel ve sosyolojik varlığıdır. Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve adalet mücadelesini kesintisiz sürdüren Aleviler, bugün bir kez daha kendilerini çok boyutlu bir siyasal gerilimin ve hegemonya arayışının merkezinde bulmuştur. Bu gerilimin son halkası, kamuoyunda yankı uyandıran “Alevi Aydınlar Bildirgesi” ve bu bildirgenin ardından başlayan sert, zaman zaman provokatif tartışmalardır.Alevi aydınlarının, yazarlarının, akademisyenlerinin, kanaat önderlerinin, dernek ve vakıf yöneticilerinin, seküler toplum öncülerinin ve farklı siyasal kesimlerin katılımıyla alevlenen bu tartışma, yüzeysel bir görüş ayrılığının çok ötesindedir. Alevi Bildirgesi’nin ortaya koyduğu duruş, Alevi toplumunun tarihsel hafızasını, kimliğini ve geleceğiyle ilgili hedeflerinin başkalarının siyasal ajandalarına payanda yaptırmama kararlılığıdır.Ancak bu onurlu ve bağımsız duruş, bekleneceği üzere hem Kürt etnik milliyetçiliğinin dar kalıplarına sıkışmış yapıları hem de iktidar çevresindeki Emevi kalıntısı irticacı-selefi unsurları ciddi biçimde rahatsız etmiştir. Alevi Bildirgesi etrafında şekillenen tepkileri, bu tepkilerin altında yatan siyasal dinamikleri ve Alevi toplumunun bu süreçteki tarihsel sorumluluğunu analitik bir çerçevede değerlendirmek, Türkiye’nin geleceği açısından hayati bir öneme sahiptir.

ALEVİ BİLDİRGESİ’NİN ÖZÜ

Alevi toplumunun hafızası Kerbala’dan başlayıp Şahkulu Baba Tekeli, Celali ve Kalenderi, Çaldıran, Şeyhülislam Ebussuud Fetvaları, Kuyucu Murat, II. Mahmud Vaka-yı Hayriye, Ortaca, Maraş, Çorum, Sivas Madımak ve Gazi’ye uzanan acılarla, katliamlarla ve geçmiş tarihlerden gelen aşırı korku, dehşet içinde bırakılma duygularıyla örülüdür. Yaşamsal derin endişeler, Aleviler için yalnızca birer geçmiş zaman yaşanmışlığı olarak görülemez. Bu korku ve endişeler, bugünkü var olma mücadelesinin, direnişin ve kimlik bilincinin temel harcıdır.Tarih boyunca Alevi toplumu ya sessiz kalmaya zorlanmış ya da kendi adına başkalarının konuşmasına tanık olmuştu. Ancak ilk kez Alevi toplumunun korkularını, kaygılarını benliğinde taşıyan bağımsız Alevi aydınları bu tarihsel sorumluluğu üstlenerek ortak ve net bir duruş ortaya koydu. Bildirgenin içeriğini ve verdiği mesajı bile kavrayamayan bazı kişiler, belki de bu metni okumadan olumsuz yorum yapma cehaletine düşmüşlerdir. Bu kimseler, Alevi aydınların kimsenin adına konuşmadığını anlamayarak “Hiç kimse bildirge yayınlayarak Alevileri temsil ettiğini söyleyemez” şeklinde temelsiz bir tepki göstermişlerdir. Biz imzacıların böyle bir söylemi olmadığını bilerek çarpıtıyorlar.

Bildirgenin özü son derece açık ve nettir:

Türkiye’de barış, silahsızlanma veya demokratikleşme adı altında yürütülen siyasal mühendisliklerde, Alevi toplumunun hafızasında derin yaralar açan katliamların ve tarihsel faillerin meşrulaştırılmasına itiraz etmek.

Son dönemde “demokratik toplum süreci” veya “demokratik cumhuriyet inşası” adı altında yürütülen tartışmalarda Çaldıran’ın, Yavuz Sultan Selim’in ve İdris-i Bitlisi referanslarının siyasal bir zemin olarak sunulması, Alevi toplumunda haklı bir infial yol açmıştır. Yavuz-İdris işbirliği, Alevi hafızasında soykırımın, sürgünün ve yok sayılmanın simgesidir. Bugün ise Erdoğan-Öcalan işbirliği tarihsel hafızanın yeniden canlanmasını çağrıştırmaktadır. Barışın ve demokratik toplumun inşası, tarihsel katliamların faillerini referans göstererek veya Alevilerin acılarını görmezden gelerek sağlanamaz. Alevi........

© HalkTV