Bir ekonomik tetikçinin itirafları serisinin son kitabı: Trump
John Perkins Türkiye’deydi:
“Ölüm ekonomisini yaşam ekonomisine çevirmenin yollarını arıyorum”
Önce bu söyleşinin nasıl doğduğundan söz etmeliyim. April Yayıncılık editörü Ömer Çeşit’in e postasını okuduğumda şaşırmıştım. Sanki John Perkins’in 21 yıl önce yayımlandığında yüzbinlerce okura oluşan ilk kitabından ne kadar etkilendiğimi, anlattığı şoke edici gerçeklerin, gazetecilik mesaime güçlü bir ışık düşürdüğünü ve sonrasında serinin kitapları çıktıkça hemen alıp okuduğumu biliyor gibiydi. Fakat kendisiyle bugüne dek tanışmamıştık. Kamu kaynakları, şirketler ve şirketlerini iktidarlar ile ilişkilerine dair yazdıklarım nedeniyle ulaşmak istemişti ve acaba yeni yayımlanan son kitabı “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları -Trump”’ ı anlatmak üzere Türkiye’ye gelecek olan Perkins ile görüşmek ister miydim?
Hiç istemez miydim… Karşılıklı hayli sıkışık programlar içinde küçük bir mucize yaratarak röportajı planlamayı başardık. John Perkins ve April Yayıncılık olarak onu ülkemize davet ederek eşlik eden Ömer Çeşit ve Nazlı Berivan Ak ile Kocaeli Kitap Fuarı’ndan hemen önce İstanbul’da buluştuk.
“Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları-Trump” tıpkı önceki kitapları gibi, sürükleyici bir roman duygusu eşliğinde okutuyor kendisini. Anlatılanların kurgu değil, bütünüyle gerçek oluşu her şeye rağmen biraz sersemletici olsa da peşi sıra uyandırıyor. İnsanlar neden korkuya teslim olur, borç neden siyasal bir güç aracıdır, toplumsal kutuplaşmadan kimler yarar sağlıyor soruları üzerine düşünürken buluyoruz kendimizi.
John Perkins ile “Dünyanın dört bir yanında otokratlara ve oligarklara muhalif olmuş, olan ve olacak tüm cesur insanlara” adadığı son kitabını konuştuk.
Çiğdem Toker ve John Perkins
- Son kitabınızın kapağından başlayalım. Serinin ilk kitabından itibaren elinde silah tutan Özgürlük Anıtı vardı. Bu kez silahın yönü değişmiş. Özgürlük Anıtı silahı bu defa başına doğrultmuş. Sistem kendini mi yok ediyor artık?
- Tetikçilik zaten bu sistemin oluşturucusu. Tetikçilik deyince, kontrolden tamamen çıkmış bir kapitalizmden söz ediyoruz aslında. Tüm kitaplarımda anlattığım “ölüm ekonomisi”. Bu öyle bir sistem ki, kendisini yok ediyor, kendisini parçalıyor, kirletiyor, tüketiyor. Var olan her şeyi yok ediyor. Sistem kendisini var edenleri yok etmeye başlıyor. Bu kitap işte o yıkıcılığı anlatıyor.
-Bu kitaba Trump nasıl vesile oldu? Profesyonel tetikçilik hayatınız boyunca uyguladığınız yöntemlerini bugünkü Trump yönetiminin nasıl kendisine uyarlayıp dönüştürdüğünü anlatıyorsunuz değil mi?
-Çok haklısınız öyle. Şunu belirtmek isterim ki, bu sistemin üreticisi hem Demokratlar hem Cumhuriyetçiler. İki taraf da var bu sistemde. Kitapta da. Ama Trump, hem Cumhuriyetçilerin hem Demokratların olduğu bu sistemi, bambaşka bir noktaya taşıdı. Ve bunun biricik bir sembolü haline getirdi.
- Trump Başkan oluncaya dek görünüşte de olsa liberal demokrasi standartlarına uygun bir oyun zaman zaman oynanıyordu. Şimdi görünüşte de olsa evrensel değerler, yürürlükteki bir düzen tamamen kalkmış görünüyor. Sizce de öyle mi?
-Bu kesinlikle doğru. Çalışmaya başladığım 70’li yıllarda ilk tetikçilik zamanlarında, bitmek bilmeyen bu kendini doyurmayı bilmeyen sistemi fazlasıyla görmüş ve deneyimlemiştim. Bugünkü haliyle sistemin bambaşka bir noktaya geldiğini söyleyebilirim. İklim değişikliği, gelir eşitsizlikleri, ayrımcılıklar, nükleer kıyamet bunların hepsi sistemin birbirini tamamlayan parçalarıydı. Şimdi hepsi daha derin bir yerde birleşiyor: Ölüm ekonomisi.
-“Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” serisinin ilk kitabını okuduğumda ürpermiştim. Küresel sistemde söz sahibi, uluslarüstü ekonomi kuruluşlarının politikalarını, IMF, Dünya Bankası toplantı, anlaşmalarını programlarını yıllarca ve yakından izleyen bir gazeteci olarak etkisi farklı olmuştu. Bu kitapların varlık nedeni; tetikçilik dönemlerine ilişkin yaptıklarınız dolayısıyla suçluluk duygusu ve vicdan azabı. Bu duygular halen sürüyor mu?
- Şunu söylemeliyim ki, bir ekonomik tetikçi olarak başlarda yaptığım işe inanıyordum. Yaptıklarımın doğru olduğunu düşünüyordum. Çünkü ben business okudum, business çalıştım. Gelişmekte olan ülkelere bu şekilde destek verilmesini doğru buluyorduk. Çünkü üniversitede teorik olarak bunu öğrenmiştik. Dolayısıyla yapmamız gereken bir şey olduğunu düşünüyorduk Zaten önemli olan da bu. Sistem için çalışanlar, diyelim ki IMF Dünya Bankası için çalışanlar bunun doğru olduğunu düşünüyorlardı çünkü onlara öyle öğretilmişti.
"Sisteme bir kez girince çıkmak çok zor"
-Sizce o kurumlarda çalışanlar hala o şekilde düşünüyorlar mıdır?
-Çok iyi bir soru. Net bir yanıt vermem mümkün değil ama en azından farkındalığın arttığını söyleyebilirim. Sizler gibi gazetecilerin varlığı, yazdıkları, benimki gibi kitaplar ve programların varlığı, bu farkındalığın artmasını ve sistemdeki insanların kendilerini sorgulamalarını sağlıyor.
Problem şu ki, eğer sisteme bir kez girdin mi oradan çıkamazsın. Ve sistemde kaldıkça, doğru olanın bu olduğunu, böyle devam etmen gerektiğini kendi kendine söylersin. Bir kere o sistemin parçası olduysan, o dişlilerin arasından çıkman çok zordur.
-Çalıştığınız sürece o kurumlarda devam etmek için kendinize bir meşruiyet zemini mi yaratılıyor?
-Evet. Finansal olarak da bu bataklığa saplanıyorsun. Bunu da unutmayalım. Kısa bir süre önce Princeton Üniversitesi’nde bir konuşma yaptım.
Konuşmanın sonunda bir kadın yanıma geldi. Dedi ki, “Hukuk Fakültesi’ni bitirmek üzereyim. Yoksul insanlar, iklim değişikliği........
