menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

6.45 Yayınevi’nin kurucusu Kaan Çaydamlı ile yayıncılık devrimi üzerine: Kelepir hem başarımız hem felaketimiz oldu

35 41
06.01.2026

Diğer

06 Ocak 2026

6.45 Yayınevi

1990’lı yıllarda dünyayı değiştirme hevesi taşıyan bir üniversite öğrencisi için kitabevleri özel anlam taşıyordu. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için gereken yakıt, benzer hevesleri olan insanların yazdığı kitaplarda bulunuyordu.

Ve o yılların Türkiye’sinde kitap almak bugünden bakıldığında bambaşka bir deneyimdi. Fiyatların görece yüksek olması, özellikle çeviri edebiyatın ve kuramsal metinlerin sınırlı oluşu, okur–kitap ilişkisinde belirleyici rol oynuyordu. Bir kısım için kitap almak çoğu zaman ideolojik bir karar ve özellikle gençler için büyük ölçüde erişim meselesiydi.

Kelepir Kitabevleri bu boşlukta ucuz kitap satmak gibi son derece pratik bir fikirle yola çıktı, kısa sürede bunun çok ötesine geçti. Ankara’dan İstanbul’a, Diyarbakır’dan İzmir’e uzanan bu ağ, kitap dolaşımını, okuma alışkanlıklarını, entelektüel merakı ve kültürel arzuyu da görünür kıldı.

6.45 Yayınevi’nin kurucusu Kaan Çaydamlı, o dönemi ve Kelepir’i “hem başarı hem felaket” olarak tanımlıyor. Çaydamlı’nın hikayesi, mühendislik maaşıyla Roland Barthes çevirtecek kadar gözü kara bir idealizmle başlıyor ve yüzlerce koli kitabın bir günde tükendiği Kelepir’ler ile hızlanıyor. Yaşanan ekonomik krizlerle birlikte, kurucularından olduğu oluşum acımasız kapitalist dünyanın duvarlarına çarparak son buluyor.

Kelepir hiçbir zaman yalnızca bir kitabevi zinciri olmadı. Yayıncılığın romantik hayalleriyle piyasanın sert gerçekleri arasındaki gerilimin çarpıştığı nadir deneylerden biriydi.

Yıllardır insanlara nasıl sıkı bir “kaybeden” olunabileceğini anlatan Kaan Çaydamlı sorularımızı yanıtladı.

-Kelepir Kitabevleri, bizler yani o dönem öğrenci olanlar için bir devrim niteliğindeydi. O güzel kitaplara ulaşmak, okumak büyülü bir şeydi. Şimdi en başa dönelim. Kelepir fikri nasıl ortaya çıktı. Sen işin neresindeydin, kimler vardı? Senin perspektifinden dinleyelim.

Kelepir fikri benden çıktı aslında. O da şöyle çıktı. O dönem mühendislik yapıyordum. İnşaat mühendisiyim, bir de makine mühendisi arkadaşım vardı. Kadıköy'de kültürel meselelerle de ilgileniyorduk. Özellikle müzik ve edebiyat gibi konular ilgimizi çekiyordu. Ayrıca ben fotoğraf ile çok yakından ilgileniyordum. Sergiler açtım, ödüller aldım. Böylece bir macera başladı. Fakat fotoğraf üzerine okuyacak hiçbir şey olmadığını fark ettim. Bir konuyla ilgilendiğinde o konuda derinleşmek istersin ama biz o kaynağa ulaşamıyorduk. Yine o dönem önemli metinler Fransızcaydı. Mühendislik maaşımla Roland Barthes’ın Camera Lucida’sını çevirttim. Bunu okudum, sonra da fanzin gibi fotokopiyle çoğaltıp eşe dosta dağıtmaya başladım.

-6.45 Yayınevi’nin tarzı ve ruhu böyle ortaya çıktı diyebilir miyiz?

Evet. 6.45 Kitaplığı’ndaki fanzin ruhu biraz oradan gelir. Sonunda bizim fotoğraflarımızdan kartpostal yapmak isteyen bir yayınevi geldi. Orada ilk defa bir matbaa ve yayınevinin işleyişini gördük. O zamana kadar kafamızda yayınevi devasa bir şeydi. Ulaşılması zor, saygı atfedilen büyük bir işti. Matbaayı, yayınevini ve Cağaloğlu ortamını görünce “Madem çeviriyoruz, basalım” dedik. 6.45 Yayınevi böyle kuruldu. Önce John Lennon, Enis Batur, sonra Camera Lucida bastık.

-Yıl kaçtı bu esnada?

Sene 1989-90 idi. Sonra ev bir kitap deposuna dönüştü. Oradan da yayınevine dönüşmeye başladı. Bu esnada “Kitaplar depoda duracağına, daha uygun fiyatla satacak dükkanlar bulsak” diye düşündüm. Hil, Afa, Cem, Kaynak gibi isimler bizim yayın çizgimize yakın yayınevleriyle iletişim içindeydik.

-Nasıl oldu bir araya geliş?

Fikir böyle çıktı. Ben söyledim. Herkesin deposunda kitaplar vardı. “Bir kitabevi açalım ve depolarda kalan kitapları satalım” dedim. Bu fikir elbette vahiyle gelmedi. Yurt dışı örnekleri de vardı. Ülkemizde Sabri Kabalcı bu tür bir iş yapıyordu ama o, yayın hayatı bitmiş yayınevlerinin deposunu uygun fiyata alıp satıyordu. Bizim geliştirdiğimiz sistem hem başarımız hem felaketimiz oldu. Amacımız, yayın hayatına devam eden yayınevlerinin stok yükünü hafifletmek ve atıl kapasiteyi tekrar dolaşıma sokacak bir mekanizma kurmaktı. Bunun için başladık. İstiklal Caddesi’nde bir dükkân bulduk. Pek inanmadılar önce, özellikle rahmetli Atıl Ant. Önce kendi kitaplarımızı koyarak dükkânı açtık. Acayip bir ilgi gördü. Sonra Kadıköy’de bir dükkân açtık.

-Tarih 90’ların başı mı peki?

Evet o tarihler. İstiklal’de açılan dükkân Kelepir’in ilk satış noktasıydı. Küçük bir yerdi. Beyoğlu'nda Küçükparmakkapı Sokak’ta Adam Yayınları vardı, onun karşısındaydı. Sonra şöyle bir durumla karşılaştık. Bazı kitaplardan çok kalmadı çünkü hemen tükeniyorlardı. Talep geliyor........

© T24