Carl Jung'ın kardeşi 'Koral G. Yunuk'... Masada Atatürk'ün tezi var
Atatürk’ün Dil ve Tarih Tezini Carl Gustav Jung’la tartışsaydık acaba nasıl bir söyleşi ortaya çıkardı? Psikiyatri camiasından bu usta dehayı seçmemin bir nedeni var. Güneş-Dil Kuramıyla Jung’un derinlikler psikolojisi, kolektif bilinçaltı ve arketip kavramları arasında dipten bir örtüşme söz konusu. Atatürk’ün kuramı onun ölümünden sonra her geçen dönem daha güçlü olarak kanıtlandı. Bizler de onun ham bıraktığı, bırakmak zorunda kaldığı bilgiyi, yeni bulgularla geliştirdik. Öyle geliştirdik ki, aksini iddia edenler bu kuramdan yok sayarak, kaçarak kurtulmaya çalışıyor. Hepsini yakalayacağız. Bakalım bu söyleşi bizi fantastik bir maceraya mı, gerçekliğin dikenli sarp yollarına mı, ironik kanatlarla şen bir uçuşa mı götürecek.
Yıllar önce ortaklaşa web sitemizde bazı akademik tartışmalar yürütürken aklıma bir fikir gelmişti. Aslında bilinen eski bir yöntem. Ortam renklensin, hareketlensin, daha değişik ve farklı fikirler de savunulsun diye sanal bir yeni yazar bulmak. Kim ve nasıl biri olabilirdi? İlk aklıma geleni yarattım. İsviçre’de yaşayan çok yaşlı, uluslararası tanınırlığı olan, duayen bir psikiyatri hocası. Eski Türk kökenli Koral hoca. Unvanıyla: Prof. Dr. Koral G. Yunuk…
Önce bir yazının altına yorum yazdı. Kıymetli hocamızdan o konuyu biraz daha açan bir yazı talep ettik. Gönderdi. Sonrasında tartışmalar yoğunlaştı. Makaleler, yorumlar, itirazlar, hatta sonra kavgalar… Hocamız fazlaca açık sözlü ve hatta tersoydu. Muhatap akademisyenler de ondan geri değildi. Ortalık alevlendi.
Yeni yazarımız o kadar gerçek sanıldı ki açık sataşmalar bir yana akademisyen birkaç arkadaşım özelden yazarak benden hesap sordu: Neden birden bire ortaya fırlayan, üstelik yurt dışında yaşayıp Türkiye’yi neredeyse hiç bilmeyen bu zıpçıktı adama ayrıcalıklı davranıyorum, her yazdığını yayımlıyorum? İş ciddileşince kısa zaman sonra bu kişinin sanal bir kişilik olduğunu açıkladık. Ama bir süre bazılarını inandıramadık. Hatta bana özelden yazanlardan biri bu yazarı kollamaya devam ettiğimi ileri sürerek benden o kişinin mail adresini istedi ki, oradan kavgaya devam edecekmiş.
Her neyse, bu hocamız geçenlerde uzun bir aradan sonra yine beni aradı ve bazı konularda fikirlerini belirtti. Fırsatı kaçırır mıyım. Böyle bir potansiyeli değerlendirmeliydim. Üstünde hassasiyetle durduğum ve çok büyük zamanımı verdiğim şu dil ve tarih sorunları hakkında görüşlerini almalıydım. Ben sordum o cevapladı, ben sordukça o daha çok olaya girdi, böylece ortaya uzun bir Amazon söyleşi çıktı. Bölüm bölüm aktarmaya başlayım.
Hocam, kitaplarınızdan birçoğunu okudum. Oradan bildiğim ve yararlandığım kadarıyla tüm dünyadaki mitolojiye çok hakimsiniz. Efsaneler, dinsel ritüeller, semboller, arketipler… Almanca, İngilizce, Latinceyi çok iyi biliyorsunuz. Hatta eski Yunanca, Fransızca, İtalyanca falan… Bu benim dil konusundaki yayınlarıma ne diyorsunuz? Buna paralel insanlığın kadim tarihi ve soy haritaları. Batı dillerinin kurucusu ve kökü olarak Türkçe ya da Proto-Türkçe tezim size uçuk kaçık geliyor mu? Açık açık sormak istedim.
Sormak istemişsen sordun işte, istediğini ayrıca belirtmene gerek yok. Uçuk kaçık, deli işi geliyor mu bana? Doğrusunu istersen başlangıçta kesinlikle evet. Seni can sıkıcı bulurdum biraz, iyice canımı sıktın. İstisnasız tüm aykırı, ana akım dışı fikirler önce nevrozları, psikozları, sosyopatları kendine çeker. Taraftar anlamında. Aykırı fikir üretenleri sorarsan, onlar da pek normal değildir. Psikopatolojinin boyutları kişiden kişiye farklı olabilir. Birçoğu zıvanasızdır. Ürettikleri kuramlar genellikle çöptür. Birçoğu tipik komplo kuramı işte. Ne var ki çöp deyip geçmeyeceksin.
Usta eller o çöpten hayli faydalı malzemeler bulabilir. Her deli saçmasını yabana atmamak lazım diyorum yani. Arada sırada bu aykırı kuramlar gerçek doğruyu temsil eder. Çok nadiren. Daha doğrusu ana akımın mantığından daha güçlü temele oturabilir. Senin tezlerini o nadir rastlanan gruptan sayma mecburiyetim yoktu bittabi.
Zaman israfı en korktuğum şeylerin başında gelir. İçimden bir ses hadi biraz bak bakalım dedi. İçimdeki sesi dinlerim. Beni pek az yanılttı. Atalarımızın sesidir bu. Belki binlerce yıl öncesinden. Ses dedimse ses değil elbette. His. Ortak zihin mahzenlerinin uğultusu. Her atamız ses verse........
