Dünya edebiyatının tarihsel mantığı
Dünya edebiyatı fikrine, 1827 yılında Goethe’de rastlıyoruz; şöyle demiştir: “Ulusal edebiyat artık anlamını yitirmiştir. Dünya edebiyatı çağı kapıdadır.” Goethe’nin bu saptaması biraz erken, aceleci gibi görünebilir ilkin. Oysa bu saptama, Avrupa’nın 1800’lerin başında yaşadığı siyasal sarsıntıların ve kültürel etkileşimin edebiyatı ulusal sınırların dışına taşımaya başladığını kavrayan erken bir tarih bilincinin ürünüdür.
1800’lerin Avrupa’sı, özellikle ilk çeyreği, içindeki suyun fokur fokur kaynadığı ama kapağı sıkıca kapalı bir kazana benzetilebilir. Yüksek basınç, kapağı her an havaya fırlatacak gibidir. Şöyle… Napolyon yenilmiş ve Viyana Kongresi toplanmıştır. Kongre, Avrupa’nın eski monarşik düzenini onarmaya çalışmaktadır. Krallar geri dönmüş, hanedanlar tahtlarına yerleşmiştir. Ama mutlak monarşilere karşı Fransız Devrimi’nin fikri mirası hâlâ ayaktadır. Birçok yerde isyanlar patlamaktadır. Ancak bu isyanlar, kalıcı bir siyasal dönüşümden çok, bastırıldıkça derinleşen bir huzursuzluğun belirtileridir.
Sanayi Devrimi Britanya’dan kıtaya doğru yayılmış ama bu yayılma refah değil, daha çok yıkım getirmiştir. Zanaatkârlar işlerini kaybetmiş, kırsaldan kente göç hızlanmış, ücretler düşmüştür. İşçi sınıfı toplumsal bir gerçeklik olarak sahneye çıkmıştır. Üretici güçlerin gelişme düzeyiyle üretim ilişkileri arasında kapanması zor bir çatlak oluşmuştur. Tam Charles Dickens’ın dediği gibi bir yüzyıla girmiştir insanlık: “Umudun baharı, yeisin kışı…”
Siyasal ve ekonomik sarsıntılarla birlikte entelektüel bir gerilim olarak Romantizm yükselmiştir. Bu, yalnızca bir edebiyat akımı değildi, restorasyoncu düzene karşı bir başkaldırıydı. Romantizm, siyasal muhalefetin duygusal altyapısını kurmuştur.
1800’lerin ilk yarısında Avrupa, yoğun bir gerilim içindeydi. Siyasal restorasyon ile toplumsal dönüşüm arasındaki çatışma, edebiyatı kaçınılmaz olarak etkiliyordu. Şiir ve düzyazı adına söylenen büyük sözlerin ufku da ister istemez genişliyordu. 1848 Şubat’ında, Marx ve Engels’in Komünist Parti Manifestosu’nda ulusal edebiyatların ortak bir insanlık dairesine doğru akmakta olduğunu söylemeleri de bu tarihsel dinamiklere yaslanmanın ötesinde Goethe’nin saptamasını daha........
