menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Fesli Kadir ekolü devlette mi? Kimdir bu Abdülhamit?

32 0
06.04.2026

Her şey İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin, Erdoğan’ı Osmanlı padişahı II. Abdülhamid’e benzetmesi ile başladı.

Çiftçi, Türkiye’nin bulunduğu bölgedeki gelişmelere işaret ederek, geçmişte yaşadığı bir anıyı aktaran Çiftçi, yurt dışı ziyaretinde bir salonda II. Abdülhamid’in fotoğrafını gördüğünü, “Geçmişte Abdülhamid Han neyse, bugün de Cumhurbaşkanımız aynı şey. 100 yılda bir gelen bir lider” dedi.

ERDOĞAN-ABDÜLHAMİT BENZETMESİ: NE KADARI DOĞRU?

Türkiye siyasetinde sıkça başvurulan ecdada yaslanma teorisi, son olarak İçişleri Bakanı’nın açıklamalarıyla yeni bir boyut kazandı.

Ancak bu benzetme yapılırken kullanılan tarihsel argümanlar, akademik çevrelerde "bilgi kirliliği" ve "tarihsel revizyonizm" tartışmalarını da beraberinde getirdi. Özellikle Abdülhamit’in, cumhuriyetin kurucu kadrolarının yetiştiği fikri zemine ve bu kadroların temsil ettiği "hürriyet" değerlerine olan sert muhalefeti, bugün kurulan siyasi denklemin en zayıf halkasını oluşturuyor.

İÇİŞLERİ BAKANI'NIN TARİH TEZİ VE GERÇEKLER ARASINDAKİ UÇURUM

İçişleri Bakanı Çiftçi’nin ve bazı siyasi figürlerin bu romantik tarih okuması; 93 Harbi sonrası Berlin Antlaşması ile kaybedilen Sırbistan, Karadağ, Romanya, Kars, Ardahan ve Batum gerçeğini gölgelemektedir.

Tarihçi Sinan Meydan’ın da İçişleri Bakanı Çitçi’ye verdiği yanıtlarda vurguladığı üzere, Kıbrıs’ın İngiltere’ye kiralanması, Mısır’ın işgali ve Tunus’un elden çıkışı bu dönemin en ağır bilançolarıdır. Ekonomik olarak Düyun-u Umumiye’nin kuruluşuyla mali bağımsızlığın yabancı ellere teslim edilmesi, bugünkü "tam bağımsızlık" iddialarıyla taban tabana zıttır.

ABDÜLHAMİT VE CUMHURİYET'İN KURUCU KADROLARI ARASINDAKİ DERİN DÜŞMANLIK

Üstelik, bugün Abdülhamit’i cumhuriyetin bir "ön hazırlığı" gibi sunma çabası, tarihsel bir paradoksu beraberinde getirir. Abdülhamit, bizzat cumhuriyeti kuracak olan İttihat ve Terakki geleneğine ve "Jön Türkler"e karşı amansız bir mücadele yürütmüştür.

Cumhuriyetin kurucu kadroları olan subay ve aydınlar, Abdülhamit’in "istibdat" (baskı) yönetimine karşı hürriyet mücadelesi vererek tarih sahnesine çıkmışlardır. Namık Kemal’den Ziya Paşa’ya, Mithat Paşa’dan Selanik’teki genç subaylara kadar geniş bir yelpaze, Abdülhamit’in "hafiye" (istihbarat) teşkilatı tarafından baskı altına alınmış, birçoğu sürgüne (Fizan, Rodos, Avrupa) gönderilmiştir.

İSTİBDAT, SÜRGÜN VE HÜRRİYET MÜCADELESİ

Abdülhamit’in kurucu kadrolara olan düşmanlığı sadece siyasi bir rekabet değil, rejim kavgasıydı. O, mutlak monarşiyi ve halifelik otoritesini her şeyin üzerinde tutarken; kurucu kadrolar Meşrutiyet’i, meclisi ve anayasal hakları savunuyordu. Zülfü Livaneli’nin Kaplanın Sırtında romanında da altını çizdiği gibi; Sultan, Batı’nın tekniğini alırken Batı’nın "hürriyet" fikrinin imparatorluğa girmesini en büyük tehdit olarak görmüştür. Bu nedenle kurucu kadroları "vatan haini" veya "dış mihrakların piyonu" olarak nitelemekten çekinmemiştir. Bugün bu iki figür (Erdoğan ve Abdülhamit) arasında kurulan köprü, aslında cumhuriyetin temelindeki "hürriyet ve meşrutiyet" mücadelesini de yok saymaktadır.

ORYANTALİST........

© Yeniçağ