Emperyalizm pençesi altındaki Venezuela
Hugo Chavez, yoksullukla boğuşan, kötü yönetimden yorulmuş bir halkın umudu olarak iktidara geldi.
Antiemperyalist söylemi ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri karşıtlığı, Latin Amerika'nın tarihsel hafızasında güçlü bir karşılık buldu. Ancak tarih, yalnızca yüksek sesle söylenen sözlerle değil, kurulan yapılarla yazılır.
Kurumları güçlendirmeyen, hukuku bağımsızlaştıramayan ve ekonomiyi üretime dayandıramayan her iktidar, en sert anti emperyalist söylemleri dahi zamanla boşa düşürür.
Chavez döneminde devlet yapısı giderek liyakatten uzaklaşan, sadakate dayalı bir karakter kazandı.
Ordu, yargı ve bürokrasi siyasallaştı, ekonomi neredeyse tamamen petrole bağımlı hale geldi.
Yüksek petrol fiyatları geçici bir refah sağladı, ancak bu refah derin yapısal sorunların üzerini örten kısa ömürlü bir örtüydü.
Küresel krizle birlikte bu örtü kalktı ve geriye zayıflamış kurumlar ile kırılgan bir devlet kaldı.
2013'te Chavez'in ölümünün ardından iktidara gelen Nicolas Maduro döneminde bu çürüme daha da hızlandı.
Meşruiyetini halktan alamayan yönetim, baskıyı artırarak ayakta kalmaya çalıştı.
Açlık, şiddet ve yoksulluk sıradanlaştı, milyonlarca Venezuelalı ülkesini terk etmek zorunda kaldı.
Bir ülke, halkını kaybettiğinde yalnızca nüfus değil, egemenlik de kaybeder.
Tam........
