menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sessizlik

15 0
21.08.2026

Kelimeler, kimi zaman kırık dökük, kimi zaman paramparça ve kimi zaman yarım yamalaktır. Öyle anlar vardır ki kelimeler dizim dizim dizilir, cümleler tıkır tıkır işler, zincirleme sürüp gider. Kelimelerin yazandan kaçtığı ve erken davrandığı zamanlarda en iyisi yazmamak, konuşmamak, kendi kuytu köşende bir başına kalmaktır. Bazı zamanlarda sükût gereklidir. Sükût, birikmeye, eksiklerin tamamlanmasına, dolmaya vesiledir.

Böyle zamanlarda baş koyacağın, göz göze bakacağın, yan yana duracağın birileri olmalıdır. Hiç olmazsa bir bardak çay içeceğin, kadir kıymet bilen, içten içe ve dıştan dışa yekvücut olmuş bir dostun bulunmalıdır. Bir sırdaşın, bir gönüldaşın, bir yoldaşın, dahası bir kardeşin kapısını çalabilmelisin. Böyle anlarda aynı mekânda olmak, aynı ortamda bulunmak, bir kış gününde soba başında ısınmaktan farklı değildir. Kelimeler dile gelmese bir şey kaybetmiş olmaz insan. Sükût halinde de konuşulabilir. Kelimesiz yalnızca bakarak, susarak, dinleyerek ve tefekkür halinde derin ve soylu, içli ve sıcacık konuşmalar yapılabilir. 

Bir sessizlik, bir kimsesizlik belki de bir bilinmezliği de kendiliğinden getirir. Belki de bir kaçış ve bir yakarıştır. Belki de sükûneti çağırıştır. Böylesi zamanlar insan hayatına girer ve çıkar. Kimi kayboluşları, çekip gitmeleri, bulunamayışları da içinde barındırır. Bilinmeyi, görülmeyi, tanınmayı istememe halini de bize söyler. Üç gün ortadan kaybolacağım. Kimsecikler bilmesin. Bir müddet buralarda yokum, haberiniz olsun. Adam birdenbire tozduman oldu yahu. Arayıp sorsak da gören, bilen olmadı. Nasıl oldu, neden kayboldu bir bilene rastlanmadı. Aslında dün ikindi vakti şu ırmağın kıyısında oturmuş, havadan sudan şeyler konuşmuştuk. Bir başkası, "Ben üç gün önce şu tepenin arkasındaki göletin kıyısında bir çay bahçesinde bir şeyler yemiş, uzun uzadıya gelecek üzerine konuşmuştuk." Sen üç gün evvel oturmuşsun, bense evvelsi gün beraberdim. Hava sıcacık, bahar üzerimize iyice çökmüş bir vaziyette, sümbüller burcu burcu kokarken, menekşeler ve nergislerin ahengi içinde göz göze gelmiştik. Gözleri pırıl pırıl baharın sevinci içinde selamlaşmıştık. O yoluna devam etmiş, ben de yukarki ağılda ağaçlarla muhabbete dalmıştım. Nereden bilelim habersizce çekip gideceğini? Kim kimin halini yeterince bilip kavrayabiliyor ki? Diyelim ki hali halimiz, durumu durumumuz olsun, kim kime ne kadar el uzatabiliyor, yardım edebiliyor, hal hatır sormanın........

© Yeni Birlik