İctimaî Hayatın Gizli Zehri: Kusurunu Gör(e)memek
İnsanın şahsî ve sosyal kemalâtına set çeken en dehşetli manevî hastalık, şüphesiz ki nefsin kendi kusuruna karşı körleşmesidir. Bu körlük, sadece bir şahsın manevî terakkisini durdurmakla kalmaz; aynı zamanda toplumun huzur ve emniyetini sarsan bir ahlâk erozyonuna kapı açar. Zira kusurunu görmeyen bir fert, ıslah kapısını kendi elleriyle kapatmış demektir.
Risale-i Nur, bu noktada şeytanın en mühim desiselerinden birine şöyle dikkat çeker: “Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan takdis etsin. Evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir.”¹ Bu desise ile malul olan bir nefis, kendi yanlışlarını dahi birer meziyet gibi görmeye başlar. İnsan kusurunu itiraf etmeyerek şeytanın desiseleriyle enaniyeti tahrik olursa; çığırından çıkıp söz dinlemez daha dehşetli bir hal kesbeder. Bu manevî yol kapanınca kişi kendini değiştiremez; fıtratındaki çekirdekler neşvünema bulup olgunlaşamaz.
“Mahiyet-i insaniyedeki kuvve-i akliye, kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiyenin ifrat ve tefrit kısımlarını istimal ederek sosyal hayatı berbat eden maddî nefs-i emmare, bir derece terbiye edilebilirken; heves, damar ve kör hissiyat halitasından süzülen ‘manevî nefs-i emmare’ çok daha tehlikelidir. Zira bu ikinci nefs-i emmare; daha şiddetli ve daha ziyade söz dinlemez ve daha ziyade ahlâk-ı seyyieyi idame eden ve heves ve damar ve a’sab, tabiat ve hissiyat halitasından çıkan[...] Bu ikinci nefs-i emmarede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki,........
