Galatasaray Sultanisi: Türk modernleşmesinin devrimci hareketi
Bir okuldan fazlası: İnsanla modernleşme
Bazı kurumlar vardır; onları anlamak için kronoloji yetmez. Kuruluş tarihini bilirsiniz ama neyi temsil ettiklerini kavramadan geçip gidersiniz. Galatasaray Sultanisi böyle bir kurum değildir. O, yalnızca bir okul olarak kurulmamış; bir zihniyet, bir siyasal tercih ve bir medeniyet tasavvuru olarak hayata geçirilmiştir. Bu nedenle Galatasaray Sultanisi’ni anlatmak, Türkiye’de modernleşmenin nasıl bir risk, nasıl bir irade ve nasıl bir bilinç gerektirdiğini anlatmaktır.
1868’de Galatasaray Sultanisi açıldığında Osmanlı İmparatorluğu artık reform yapmanın tek başına yetmediğini biliyordu. Kanunlar çıkarılabiliyor, nizamnameler yazılabiliyor, diplomatik jestler yapılabiliyordu; fakat bütün bu metinleri taşıyacak, uygulayacak ve içselleştirecek insan tipi tükenmişti. Modernleşmenin asıl darboğazı buradaydı. Galatasaray Sultanisi, işte bu tıkanıklığa verilmiş bilinçli ve cesur bir cevap olarak doğdu: hukuk metinleriyle değil, insanla modernleşmek.
Bu nedenle Galatasaray Sultanisi, klasik anlamda bir maarif yatırımı değil; bilinçli bir insan inşa projesidir. Müslüman ve gayrimüslim öğrencilerin aynı çatı altında, aynı müfredatla, aynı zihinsel disiplin içinde yetiştirilmesi; dönemin Osmanlı toplumu için pedagojik bir yenilikten çok daha fazlasını ifade ediyordu. Bu, millet sisteminin gündelik hayatta fiilen aşındırılması; Osmanlılık fikrinin soyut bir sadakat söyleminden ortak bir akıl pratiğine dönüştürülmesi anlamına geliyordu.
Galatasaray Sultanisi bu yönüyle bir uzlaşma alanı değil, bilinçli bir gerilim mekânı olarak tasarlandı. Farklılıkları bastırmak için değil, birlikte düşünmeye zorlamak için. Bu tercih, okulun karakterini baştan belirledi.
Osmanlı devlet aklı ve kuruluş iradesi
Galatasaray Sultanisi’nin kuruluşu, çoğu zaman “Batı etkisi” ya da “dış baskı” üzerinden okunur. Oysa bu okulun hayata geçirilmesi, Osmanlı devlet aklının içinde uzun süre olgunlaşmış, bilinçli ve stratejik bir tercihin sonucudur. Sultan Abdülaziz döneminde, özellikle 1860’lı yıllarda devletin en üst kademelerinde yapılan değerlendirmeler, modernleşmenin artık parça parça ıslahatlarla sürdürülemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Osmanlı yönetici kadroları, modern dünyanın idari, hukuki ve diplomatik rekabetine ayak uydurabilmek için, yeni bir eğitim çekirdeğine ihtiyaç duyulduğunu görmüştür.
Bu çerçevede Galatasaray Sultanisi, bir “yabancı okul” ya da bir “azınlık mektebi” olarak değil; doğrudan devletin kendi eliyle kurduğu, padişah iradesiyle açılmış bir merkezî kamu kurumu olarak tasarlanmıştır. Okulun kuruluşu, Maarif Nezareti’nin koordinasyonunda, Babıâli’nin bilgisi ve desteğiyle yürütülmüş; müfredattan öğretmen seçimine, öğrenci kabul esaslarından disiplin rejimine kadar her aşamada devletin doğrudan gözetimi söz konusu olmuştur. Bu yönüyle Galatasaray Sultanisi, Osmanlı modernleşmesinin “deneme alanı” değil; resmî vitrini olmuştur.
Sultan Abdülaziz’in Galatasaray Sultanisi ‘ne verdiği destek, yalnızca maddi ya da sembolik değildir. Bu destek, imparatorluğun geleceğini taşıyacak kadroların artık geleneksel eğitim kanallarıyla yetiştirilemeyeceğine dair açık bir kabullenişi yansıtır. Padişahın Avrupa seyahatleri sırasında eğitim kurumlarına gösterdiği ilgi, Batı’yı taklit etmekten ziyade devlet kapasitesini yeniden üretme arzusunun bir sonucudur. Galatasaray Sultanisi, bu arayışın kurumsal karşılığıdır.
Osmanlı hükümeti açısından Galatasaray Sultanisi, yalnızca bir okul değil; çok dinli ve çok cemaatli bir imparatorlukta ortak bir siyasal dil üretme çabasının parçasıdır. Farklı cemaatlerden gelen çocukların aynı eğitimden geçmesi, ileride devlet hizmetinde birlikte çalışabilecek, aynı kavramsal çerçeveyi paylaşan bir yönetici kuşağın oluşması anlamına gelmektedir. Bu hedef, Osmanlılık fikrinin eğitim üzerinden kurumsallaştırılmasıdır. Galatasaray Sultanisi, bu yönüyle Osmanlı yönetici elitinin dağılmayı değil, birlikte yeniden yapılanmayı önceleyen son büyük hamlelerinden biridir.
Avrupa pedagojik devrimiyle aynı çizgide
Galatasaray Sultanisi’nin Fransız eğitim modeline yönelmesi çoğu zaman yüzeysel biçimde “Fransızca eğitim” ya da “Batılı müfredat” olarak anlatılır. Oysa meselenin özü çok daha derindedir. Galatasaray Sultanisi, II. İmparatorluk Fransası’nın aristokratik okul anlayışının değil; III. Cumhuriyet Fransası’nın laik yurttaş okulunun Osmanlı coğrafyasındaki en erken ve en cesur uygulamalarından biridir.
Bu noktada özellikle anılması gereken isim, Fransız eğitim tarihinin kurucu figürlerinden Ferdinand Buisson’dur. Buisson, Fransa’da laik, parasız ve zorunlu eğitimin teorisini ve pratiğini inşa eden kuşağın merkezindedir.[1] 1870 yenilgisi sonrası Fransa’da verilen karar nettir: Orduyu değil, okulu yeniden kurmak. Çünkü devletin geleceği, kışlada değil, sınıfta belirlenmektedir.
Buisson’un savunduğu eğitim anlayışı, dini kamusal alanın dışına........
