menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yapay zekâ müzisyenin yerini alabilir mi?

19 1
yesterday

Diğer

T24 Haftalık Yazarı

18 Ocak 2026

Besteci Derviş Can Vural

Bundan yüzyıllar önce ateşli silahlar ortaya çıkınca bizimkiler “Tüfeng icad oldu, mertlik bozuldu” demişler. Zira kılıçla, mızrakla savaş ustalık isteyen, hata affetmeyen, saygın bir sanattı: dövüş sanatı! Yıllarını bu sanata vermiş askerin karşısına çıkan düşmanın yeni teknoloji sayesinde hiç kılıç kullanmadan uzaktan attığı bir kurşunla bizim usta askeri yere indirmesi sinir bozucu, adaletsiz bir durumdu.

Sonra ne oldu? Herkes tabanca, tüfek kullanmayı öğrendi. Onları iyi kullanmak da eskisi gibi eğitim gerektiren ve ustalık isteyen bir sanat haline geldi.

20. yüzyıl başlarında tiyatrolarda, restoranlarda kalabalık müzik grupları canlı müzik yapıyordu. Sonra elektronik müzik aletleri çıktı. Bu aletler giderek bir orkestrayı taklit edebilir hale geldikçe o mekanlardaki müzisyenlerin sayısı azaldı. Müzisyenler isyan etti, “bu teknoloji bizi işimizden ediyor!” dedi. Doğru. Belki birileri bir süre aç kaldı. Ama uzun vadede müzisyenler hayatta kalmak ve sanatlarını sürdürmek için başka yollar buldular -yine müzik üzerine yollar-. Geniş pencereden bakabilen, esnek olan, yeni şeyler öğrenmeye, yeni beceriler geliştirmeye açık olan ekmeğini bir şekilde kazandı. Örneğin canlı müzik orkestralarında trombon, viyola gibi çalgılar çalanlar klavye yetilerini geliştirdi, elektronik çalgıları kullanmayı öğrendi, birçoğu kendi stüdyosunu açtı, orkestra işinin yanı sıra beste yapıp piyasaya jingle, film müziği vs satmaya başladılar.

İnsanlık tarihi bu gibi dönüşüm zamanlarıyla doludur. Yeni tekniğin ortaya çıkışı önce dengeleri bozar, bir tarafı avantajlı hale getirir, diğer tarafı mağdur eder. Sonra bu tekniğin yaygınlaşmasıyla yeni dengeler kurulur.

İnsan alet kullanan hayvandır. Aletlerine bağlıdır; onlarla duygusal bağ kurar. Emektar aletiyle yıllarca büyük avlar yakaladıkça ona olan bağlılığı artar. Sonra daha etkili yeni bir alet çıktığında önce onu kullanma fikrine direnir. Nihayetinde aç kalmamak için yeni alete adapte olmak zorunda kalır.

Çünkü insanlık söz konusu olduğunda gelişim kaçınılmazdır. Onu engelleyemezsiniz. Ne zaman gelişimin yolunu kesmeye kalksanız, o bir yerlerden yolunu bulur, yürür, su gibi.

Bu sözünü ettiğim değişim zamanlarında en çok direnenler en deneyimli yaşlı ustalar olur, en çabuk adapte olanlarsa gençler; zira onlar henüz eski aletlerine bir usta kadar alışıp bağ kurmamışlardır. Böyle zamanlarda yaşlı ustanın hali acıklıdır. Dünkü çocukların ellerindeki yeni oyuncaklarla onun bunca yıllık deneyiminin önüne geçmesi “adaletin bu mu dünya?!” dedirtir insana. Mamafih, bu konuda yapılabilecek pek bir şey yoktur. Dünyanın, yani doğanın bir adalet sistemi yoktur. İlahî adalet diye bir şey de yok (bu konuya başka bir yazıda girerim); varsa da böyle bir şey değil. Doğada evrim yasaları geçerlidir: değişen koşullara en iyi adapte olabilen kazanır. Eski aletinden bir türlü kopamıyorsan bu senin problemindir. Kimsenin seni bu konuda destekleme sorumluluğu yoktur.

Elbette bu durumda mağdur olan eski ustaları korumak için insanî yardım ve destek kurumları oluşturulabilir. Vardır da. Ancak bunlar değişen dünyanın dinamikleri karşısında zayıf desteklerdir.

Esas olan yaşına, başına bakmadan direnmeyi bırakmak ve yeniliklere adapte olmaktır. Bunu başaran ustalar da vardır. Henüz havacılık teknolojisinin emekleme çağında “istikbal göklerdedir” diyen Atatürk en güzel örnektir. Önce Kurtuluş Savaşı’nı kazanmak için, sonra “uygarlık savaşında bayrağı taşımak” adına zamanının gelişmelerini sürekli yakından takip etmiş, herkesten önce adapte olmuş ve adapte olunmasını sağlamıştır.

Adaptasyon her zaman illa ki eski mızrağı bir köşeye bırakıp yeni tabancaya tüm zamanını vermeyi gerektirmeyebilir. Bazı durumlarda yeni bir alet, eski ve gelenekleşmiş bir aletin yapabildiği her şeyi yapamaz -dijital piyano halen akustik piyanonun sunduğu bazı şeyleri sunamıyor mesela-. O zaman ihtiyaca göre eski ve yeniyi bir arada kullanmak en iyisidir, en avantajlı durumdur.

Gelelim yapay zekâya. O da mızrak, kalem, hesap makinesi gibi bir alet. Başka bir şey değil. Üstelik de çok işlevsel, insana çok zaman kazandırabilen bir alet. Kullanmasını bilenin işini kolaylaştıran, hem üretim hızını, hem kalitesini artıran; kullanmasını bilmeyeni ise kah yanlış bilgiyle yanıltan, kah göz/kulak boyayıcı boş üretimlerle oyalayan bir alet.

Uzun vadede yapay zekânın etkisinin, müzikte de diğer alanlarda da, binlerce yıldır geliştirdiğimiz her yeni aletinkiyle aynı olacağını öngörüyorum. Şu an değişim dönemindeyiz. İster istemez eski ustalar mağdur olacak, gençler ihya olacak. Gelişime açık, öğrenci olmayı hiç bırakmamış, yaşına başına bakmadan gençlerden bir şeyler öğrenmeye kendini açan ustalar aç kalmayacak. Hatta eski ve yeni araçları bir arada kullanma becerisiyle, sadece yeniyi kullanabilen gençlerin önüne bile geçecek, onlara yol gösterecek!

Diyeceksiniz ki, “Ama yapay zekâ beste yapabiliyor! Hem de çok başarılı, insan gibi! Müzikten anlamayan insanlar ‘prompt’ girerek beste yaptırmaya ve bu bestelerle para kazanmaya başladılar. Bu durum hem besteciyi, hem icracıyı işinden etmez mi?” Ben de diyeceğim ki evet, eder. Dediğim gibi, değişim döneminde illa ki mağdurlar olacak. Ama bu geçici bir durum.

Müzik bilmeyenlere beste yaptırabilen algoritmik zarlı oyunlar 1700’lü yıllarda da vardı. Mozart bile bunlardan birini tasarlamış. Denemek ister misiniz? Bu oyunun bilgisayar........

© T24