İktidarın üç hesabı: Erken seçim ihtimali zayıflıyor, Erdoğan’ın adaylığının formülü öne çıkıyor
Meclis yeni yasama yılına, hayat pahalılığının, geçim sıkıntısının ve gelecek kaygısının ağırlaştırdığı bir toplumsal iklimde başladı. Önümüzdeki aylarda bütçeyi, anayasayı, “Terörsüz Türkiye” sürecini ve bölgesel gelişmeleri konuşacağız. Ancak bu gündemi, siyasetin hangi koşullarda yapılabildiğinden ayrı düşünemeyiz.
Yalnızca son üç ayın adli ve idari işlemlerini hatırlamak bile yeterli. Muhalefetin belediyelerine ve parti örgütlerine yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve görevden uzaklaştırmalara, başkanvekili seçimleri ve iktidar partisine geçişler eşlik ediyor. İktidar çevresindeki bazı isimlere uzanan soruşturmaların yanında dinî topluluklara, sivil örgütlenmelere ve şirketlere yönelik operasyonlar, kayyum atamaları var. Finansal fonlar ve foreks ağları hakkındaki dosyalar ekonomik alana, sanatçılara yönelik uyuşturucu operasyonları kültür alanına uzanıyor. Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanması, haber kuruluşlarıyla sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engelleri de haberin ve fikirlerin dolaşımını daraltıyor.
Bu dosyaların hukuki dayanakları ve sonuçları ayrı ayrı değerlendirilmeli elbette. Hepsini tek bir merkezî planın kanıtı sayamayız. Fakat birlikte oluşturdukları siyasi ortamı ve üretecekleri siyasi sonuçları da yok sayamayız. Muhalefetin, sivil toplumun ve medyanın faaliyet alanları üzerindeki baskı, açılan siyasi sezonun başlangıç koşullarından biri. Muhalefetin dağınıklığı ve muhalif kesimlerdeki umutsuzluk da bu tablonun bir başka boyutu.
İktidarın gündemi belirleme, devlet kaynaklarını kullanma ve siyasi rekabetin koşullarına müdahale etme üstünlüğü sürüyor. Önümüzdeki yasama yılında iktidar bu üstünlüğünü üç amaç doğrultusunda kullanmaya çalışacak. Toplumsal desteğini artırmak veya kaybını durdurmak; siyasi aktörlerle ilişkiler ve mühendislik hamleleri üzerinden Meclis’teki ittifak ve destek alanını genişletmek; muhalefetin ortaklaşma ve toplumsal desteğini büyütme kapasitesini azaltmak ve baskılamak.
Bu üç hat aynı anda yürüyebilir. Birindeki başarısızlık, diğerine daha fazla ağırlık verilmesine yol açabilir. Dolayısıyla Meclis’in ve siyasetin 2026–27 gündemine bakarken yalnızca hangi konuların tartışılacağını değil, bunların birbirine nasıl bağlanacağını da izlemek gerekiyor. Bugünden görünen, siyasetin ve Meclis’in gündeminde beş başlıktaki gelişmelerin önemli olacağı.
Ekonomi ve fon dosyası: Geçim ve güven
İktidarın toplumsal desteğini artırabileceği iki önemli alan var: Gündelik hayatta hissedilir bir ekonomik iyileşme sağlamak ve fon dosyasında şeffaf, siyasi bağlantılardan bağımsız bir hesap verebilirlik süreci yürütmek. İkisi de geçim sıkıntısının yanında geleceğe ve kurumlara duyulan güvensizliğe cevap vermeyi gerektiriyor.
Ekonomik göstergelerdeki düzelme hanelere aynı hızla yansımıyor. Enflasyonun düşmesi fiyatların gerilemesi anlamına gelmiyor, birkaç ayda eriyen maaş zammı da kalıcı güven üretmiyor. Seçmen ekonomiyi kira, market, fatura ve borç taksitiyle, gelecek ayın daha iyi olacağına inanıp inanmadığıyla ölçüyor.
Bu nedenle iktidarın ekonomik hamleleri ve 2027 bütçesi, hangi kesimlerle bağını onarmaya ve seçim stratejisini hangi desteklere dayandırmaya çalıştığını gösterecek. Asgari ücret ve emekli maaşlarındaki artışlar, sosyal destekler, vergi ve prim borçlarının yapılandırılması, işletmelerin finansmana erişimi bu hesabın parçaları olabilir. Ancak geniş bir rahatlatma paketi enflasyonla mücadele ve bütçe dengesiyle gerilim yaratacağından, belirli kesimlerin kayıplarını azaltan seçici düzenlemeler daha olası görünüyor.
Bu hareket alanını dış finansman koşulları da sınırlayacak. Türkiye’nin borç bulması kadar borcun maliyeti ve vadesi önemli. Kısa vadeli sermaye girişleri rahatlama sağlayabilir, fakat hızla tersine dönebilir. İkili finansman ilişkileri zaman kazandırırken kalıcı yatırım öngörülebilirlik ve güven ister. Bölgesel gerilimlerin enerjiye ve finansmana maliyeti, diplomatik yakınlaşmaların sağlayabileceği imkânlar ve içerideki hukuki belirsizlikler birlikte değerlendirilmek zorunda.
Fon dosyası bu yüzden yalnızca bir ceza soruşturması değil, küresel piyasalara ve aktörlere de ekonomik ve siyasi bir güven sınavı. Dosyanın uluslararası yatırımcıların tutumuna etkisi henüz belirsiz; ortaya çıkabilecek ilişkiler ve sorumluluklar da bugünden kestirilemeyecek sonuçlar üretebilir. Güvenin onarılmasının ölçüsü gözaltı ve tutuklama sayısı olmayacak. Para hareketlerinin, yararlanıcıların ve denetim sorumluluklarının ne ölçüde açığa çıkarıldığı, siyasi bağlantılardan bağımsız hesap sorulup sorulmadığı belirleyici olacak. Şeffaf bir süreç güven kazanma imkânı sunarken seçici uygulama mevcut güvensizliği derinleştirebilir.
Terörsüz Türkiye sürecinde neredeyiz?
Önümüzdeki siyasi sezonun ikinci büyük........
