menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Berlinale’de “Anschauung” anları

14 0
25.02.2026

22 Şubat’ta sona eren 76’ncı Berlin Uluslararası Film Festivali’nde (Berlinale) Türk sineması adına çifte zafer ve mutluluk yaşandı. İlker Çatak, Sarı Zarflar (Yellow Letters) filmiyle En İyi Film dalında Altın Ayı ödülünü kazanırken, Emin Alper ise Kurtuluş (Salvation) ile Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü’nün sahibi oldu. Hepimiz sosyal medyada yönetmenlerin ödül kabul anlarını defalarca izledik, gurur duyduk, alkışladık.

İki filmin de tanıtımlarını nefessiz izledim. İki film de iktidar, şiddet ve toplumsal çatışma temalarını ele alırken, iki yönetmen de Berlinale sahnesini küresel ve yerel politik meselelere dair kamuya açık mesajlar vermek için kullandı. Herkesin sustuğu, konuşmaya korktuğu şu günlerde sanatçılarımızın cesaretle doğru bildiklerini söylemesi o kadar kıymetli ki… Sadece Türkiye olarak değil, dünya olarak bu tür mesajlara çok ihtiyacımız olan günlerden geçiyoruz. Tüm bunlara alan açtığı için bana göre festivalin en büyük kazananı tartışmaların göbeğine yerleşen festivalin kendisi, yani Berlinale oldu.

Wim Wenders

Nasıl başladı?

Önce festivalin nasıl başladığını hatırlayalım. Paris, Texas, Wings of Desire ve Buena Vista Social Club filmlerinin yönetmeni ve Berlinale Jüri Başkanı Wim Wenders’e, açılış basın toplantısında festivalin İsrail’in Gazze’de yürüttüğü ölümcül askerî harekât karşısında Filistinlilere destek açıklaması yapmamasına dair bir eleştiri geldi. Wenders bu eleştiriye şu cevabı verince ortalık karıştı: “Eğer özellikle politik amaçla filmler yaparsak siyasetin alanına gireriz; bu yüzden siyasetin dışında kalmalıyız. Çünkü biz siyasetin karşı ağırlığıyız.”

Sinemanın politikanın dışında kalması mümkün mü?

Ünlü yazar Arundhati Roy, Wenders'in sözlerinin ardından "Şok oldum ve tiksindim" diyerek festivalden çekildiğini duyurdu. Wenders'in yorumunu “vicdansızca" olarak nitelendiren Roy, "Bu, insanlığa karşı işlenen suç hakkında yapılan bir konuşmayı susturmanın bir yolu,” dedi. Tunuslu film yapımcısı ve "Hind Rajab'ın Sesi" filminin yönetmeni Kaouther Ben Hania festival tarafından verilen ödülü reddetti. Film, Gazze'de öldürülen beş yaşındaki bir kız çocuğunun hikâyesini anlatıyor. Berlinale'ye katılmış, içlerinde Tilda Swinton, Javier Bardem gibi 80'den fazla oyuncu, yönetmen ve yazar, Filistin konusunda festivalin "kurumsal bir sessizliği" olduğunu öne sürerek kınama mektubu yayınladı. Herkesin ortak sorusu şuydu: “Sinemanın politikanın dışında kalması mümkün mü?”

Almanya, İsrail’i ne kadar eleştirebilir?

Berlinale Alman hükümeti tarafından finanse edilen, dolayısıyla Almanya’nın dış politika ikliminden bütünüyle bağımsız hareket etmesi fiilen mümkün olmayan bir kurum. Ancak ben baştan beri Wim Wenders’ın sözlerinin yanlış yöne çekildiğini düşünmüştüm. Festivalin Filistin-İsrail konusunda kendi ülkelerinin Holokost geçmişi nedeniyle yorum yapmamak gibi kurumsal bir karar aldığını zannediyorum ki bu da anlaşılabilir bir durum. Wenders burada sözcü. Wenders’in sözlerinden de“Benim yorum yapmam doğru olmaz, sinema slogan atmak değildir, hikâyelerimizi film yoluyla aktarmaktır” gibi bir çıkarım yapmıştım. Zira Wenders de kapanış konuşmasındaki şu sözleriyle düşüncemi doğruladı.

Nasıl devam etti?

“Son zamanlarda bu festivalde hangi dilin yorumlama egemenliğine sahip olması gerektiğine dair bir tartışma gözlemliyoruz,” diyen Wenders, sinemanın dilinin son derece katmanlı olduğunu ve her yönetmenin bu dile farklı bir........

© T24