menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Guido Morselli: Reddedilmiş bir dehanın trajik hikayesi

28 0
22.02.2026

“Sonra yeniden dalmakNezaketle sulanmış sessizliğe.”

Guido Morselli, yaşamı boyunca tanınmayan, ama ölümünden hemen bir yıl sonra okurlarının yüreğinde sonsuz çarpıntılar bırakan bir yazar oldu. 15 Ağustos 1912'de Bologna'da doğan Guido, varlıklı bir burjuva ailesinin ikinci çocuğu olarak doğdu. Varlıklı olmanın bir işe yaramadığını görenler  arasında durup bir daha baktım da ona, babamın öldüğü gün yoğun bakım ünitesiyle morgun tam ortasında durup “servetler işe yaramıyor” dediğim an geliyor aklıma. Babası Giovanni Morselli, önde gelen bir ilaç şirketi olan Carlo Erba'nın yöneticisiydi ve ailenin ekonomik rahatlığı, Guido'nun erken yıllarında belirleyici bir rol oynadı. Fakat Guido, bu oyunda ona biçilmiş rolden pek de mutlu olmadı. Annesi Olga Vincenzi ise, Bologna'nın saygın avukatlarından birinin kızıydı. Bu köklü ve varlıklı aile, Morselli'ye entelektüel birikim yanında duygusal boşluklar da bıraktı. Mesuliyet bilinci, beklentiler… Bunlar insana bir vitrinde yaşamak dışında bir şey vermezler ama. Görüntüde var olmanın arkasında karanlık paslanmış bir şey gibi palazlanır hep. Aile, Guido iki yaşındayken Milano'ya taşındı. Çocukluğu, berrak bir suyun yüzeyindeki gibi huzurlu görünse de bu suyun dipleri derin yaralarla doluydu.  Bütün dipler gibi aşağıya doğru indikçe yumuşacık, zarif ve karanlık. Bütün ağır şeyler aşağıdaydı evet ve bu bütün ağır şeyler ayağına bağlı taşlar gibi onu da diplere çekecekti. 1922'de annesi İspanyol gribine yakalandı ve uzun süre hastanede kaldı. 1918-1920 yılları arasında süren yaklaşık 100 milyondan fazla insanın öldüğü İspanyol gribi daha sonraki yıllarda da etkisini sürdürdü. Annesinin hastalanmasıyla başlayan bu ayrılık 1924'te, Guido on iki yaşındayken annesinin ölümüyle sonuçlandı. Birini kaybettiğinizde yetişkinseniz bunun acısını çok nadiren uzun yıllar yaşarsınız, ama henüz dünya hakkında bir şeyler öğrenmeye yeni başlamışsanız bütün hayatınız gibi bütün kişiliğiniz de bu acıyla mayalanmak içinde şekillenir. Böylece küçük Guido da içe kapanık, huzursuz ve sosyalleşmekte zorlanan birine dönüşmüştü.

Liceo Parini'de okurken dersleri sevmedi, ancak doğal zekası ve okumaya olan tutkusu sayesinde ayakta durmayı, hayatta kalmayı başardı. Kitaplar, onun sığınağıydı.  Pek çoklarımız için olduğu gibi. Klasik edebiyat, felsefe ve tarih eserleri arasında saatler geçirirdi. Babasıyla ilişkisiyse giderek gerilen ve kopunca kulakları sağır eden halat sesleri gibi kuşatmaya başlamıştı bile onu. Böylece uykusunda kıpırdadığında bile sanki onun sesini duyuyormuş gibi sık sık uykularından uyanan biri de olmuştu Guido. Babası Giovanni'nin otoriter tavrı, Guido'nun özgür ruhunu bastırıyordu. Canım Cahit Sıtkı Tarancı gelir mi tahayyüle? Gelsin! Baba figürüyle başlayan bu çatışmayla birlikte bu dönemde ilk politik denemelerini yazmaya başladı, ancak bunları yayınlatma çabası göstermedi. 1930'da lise sınavlarında başarısız oldu, tembel bir kimse de değildi bence, doğrusu bu başarısızlık tercih hakkını bizzat kendi olarak kullanmış olmamasının da bir sonucuydu. Bir sır olarak yazıya tutkun biri mutlaka ilgili alanda bir dünya kurmak ve hep orada nefes almak isterdi, ama gençlik yıllarında Guido, ailesinin beklentilerine boyun eğerek, babasının ısrarıyla,  hukuk eğitimine başladı. Guido bu alanda hiçbir tutku hissetmiyor, aksine kendini tutuklu hissediyordu. Yine de 1935'te mezun oldu ve hemen ardından da orduya katıldı. Alp birliklerinde subaylık eğitimi aldı, ardından Milano'da bir piyade alayına atandı. Askerlik sonrası, 1936-1937 yılları arasında Avrupa'yı dolaştı, seyahatleri sırasında gazetecilik raporları ve kısa öyküler yazdı, ancak bunları da yayınlatamadı.

Babası, onu Caffaro adlı bir kimya şirketinde reklamcı olarak işe soktu, ama bu iş sadece bir yıl sürdü. 1938'de kız kardeşi Luisa'nın ölümüyle annesinin ölümünde duyduğu acı yeniden dirilip yanı başında belirmişti. Kız kardeşinin ölümü sonrası oğlunu da kaybetmek istemeyen babasının ondan beklentileri neredeyse azalmış ve Guido ondan ömür boyu düzenli bir gelir almayı başarmıştı. Böylece “gündelik hayatta nasıl kalınır” dertleri erkenden bitmiş ve daha çok okuma, araştırma ve yazmaya vakit ayırabilir olmuştu. Yani denebilir ki, artık özgürdü. Artık tam zamanlı bir entelektüel hayata adım atmıştı.........

© T24