Düzen Arayışında Milliyetçilik
Düzen Arayışında Milliyetçilik
Düzen Arayışında Milliyetçilik
Milliyetçilik, dünyada yıkılmış olan uluslararası sistemin etkilerini gidermeye yönelik bir düzen arayışı ve düzen vaadi sunuyor. Ancak düzeni kuramazsa yeni bir çatışma döneminin de kaynağı olabilir.
BURAK DİYARBAKIRLIOĞLU
Milliyetçiliğin yükseldiği yeni bir döneme girdik. Hukuki ve insani değerler, göçlerin etkisiyle o kadar zorlandı ki ortaya, sistemi yeniden inşa etmeye yarayacak en elverişli araç olarak milliyetçilik çıktı. Burada milliyetçilikten kastım yalnızca etnik veya yabancı düşmanı milliyetçilik değil; ulus devleti, egemenliği, ortak değerleri ve devletin düzen kurma kapasitesini merkeze alan daha geniş bir siyasal yönelimdir.
Liberal demokratların marjinal talepleri, çoğunluğun inşa ettiği değerleri tahrip ve tahrik etmek pahasına merkeze taşıma gayreti, merkezin kendisini yeniden inşa edebilmek için milliyetçiliğe yönelmesine neden oldu.
Birbiriyle, kentle, toprakla, hayvanla ve hatta çöple dahi hukuki ilişkilerini büyük ölçüde düzenlemiş Batı uygarlığı; aynı hukuki ve toplumsal düzen içerisinde yetişmemiş büyük bir insan çeşitliliğiyle karşılaştığında kendi kurduğu sistemin sınırlarıyla da yüzleşti ve ilk raundu kaybetti.
Bu kafa karışıklığı içinde, içeriden entegrasyon yöntemini katı biçimde uygulayacak bir bakış geliştirmek yerine, müsamahakâr ve sorunları gözden uzak tutmaya dönük kolaycı politikalara yöneldiler.
Sonunda ortaya çıkan radikal milliyetçiliği bastırabilmek için ne kadar marjinal unsur varsa görünür hâle getirildi ve şaşırtıcı biçimde bunlar birer baskı unsuruna dönüştü.
Sonuçta hukuk ve değerler inşası dünyada milliyetçiliğe kaldı. En azından milliyetçilik bu iddiayla siyasi iktidarları zorluyor diyebiliriz.
Uluslararası anlamda ürettikleri değerleri birbirleriyle takas edebilen milliyetçi akımlar ortaya çıkarsa, değerler çabucak inşa edilir ve radikalleşmenin önüne geçilebilir. Hatta dünyada uluslararası sistem yeniden kurulabilir.
Birbiriyle rekabet eden ve giderek düşmanlaşan akımlar olursa dünya, değer üretmeyi bırakıp silah üretir ve ürettiği silahları mutlaka bir gün birbirine karşı kullanır.
Bir, belki birkaç nesil yok olur ve yerine gelen nesillerden biri belki yeni bir sistem inşa edebilir.
Yeni Bir Düzen Arayışı
Milliyetçi akımlar arasında şimdilik gözlemlediğim şey ise, kaybettikleri düzeni ararken birbirlerini beslemeleri. Vekil güç olarak kullandıkları örgüt yapılarını desteklememeyi ve bu yapıları giderek sistemin içerisine çekmeyi tercih ediyor gibi görünüyorlar. Ya da içeride iktidarı alana kadar, uluslararası alandaki çatışmaları ertelemiş olabilirler.
Bu çatışmayı erteleme eğiliminin göstergesi olarak, daha önce devlet dışı veya devlet karşıtı aktör olarak görülen ve birbirlerine karşı kullanılan yapıların devletleşmesi ya da mevcut devlet sistemlerine entegre edilmesi gösterilebilir. Taliban’ın Afganistan’da iktidarı ele geçirerek devlet aygıtının sahibi hâline gelmesi ve Ahmed eş-Şara öncülüğündeki muhaliflerin Suriye’de devlet yapısını üstlenmeye yönelmesi bu açıdan dikkat çekici örneklerdir. Benzer şekilde PKK’nın silahlı örgüt kimliğini geride bırakarak Türkiye ve Suriye’deki siyasal yapılara entegre olması; Hizbullah ve Hamas gibi yapıların ise zaman içerisinde silahlı kapasiteleri zayıflatılarak siyasal sistemlere bağlanması ihtimali, aynı eğilimin farklı biçimleri olarak değerlendirilebilir. Farklı coğrafyalarda ortaya çıkan bu gelişmeler, birbirinden bağımsız olaylar olabileceği gibi aynı yönde gelişen daha büyük bir dönüşümün işaretleri de olabilir.
Bu örneklerin birbirinin aynısı olduğunu söylemiyorum; dikkat çekici olan, farklı nedenlerle ortaya çıkmış olsalar da silahlı ve devlet dışı aktörlerin giderek devlet aygıtıyla ilişki kurmak zorunda kalmalarıdır.
Eğer bu eğilim gerçekten güçleniyorsa, dünya giderek vekil güçler üzerinden mücadele etmekten ziyade, bu güçleri devletleştirerek veya devlet sistemlerinin içine çekerek yeni bir düzen kurmaya doğru ilerliyor olabilir.
Kısacası, şu aşamada milliyetçilik, dünyada yıkılmış olan uluslararası sistemin etkilerini gidermeye yönelik bir düzen arayışı ve düzen vaadi sunuyor. Bu hâliyle büyük güçler arasındaki çatışmayı sınırlayabilir, hatta yeni bir dünya savaşını engelleyebilir veya erteleyebilir. Ancak bununla yetinip yetinmeyeceğini, önümüzdeki dönemde neye dönüşeceğini, radikalleşip radikalleşmeyeceğini ancak yaşayarak göreceğiz. Radikallerin milliyetçi akımları maceraya sürüklemesi hâlinde ise çatışmaları da körükleyebilir. Ancak şu aşamada bundan kaçınan bir arayış içerisinde olduğunu düşünüyorum.
Bu dönem aynı zamanda ulus devletlerin birbirlerinin iç işlerine karışmaktan kaçınacakları bir dönem. Devletlerin içerisinde yaşanacak hukuksuzlukları ve baskı rejimlerini görmezden gelecekleri bir dönem olacak. Uluslararası Af Örgütü gibi uluslararası sivil toplum kuruluşlarının ve devletler içerisindeki baskıları izleyen uluslararası mekanizmaların daha etkisiz hâle geleceğini söylemek mümkün. Türkiye’de muhalif belediyelere el konulması ve bunun AB ve ABD dâhil diğer ülkelerce görmezden gelinmesi, Türkiye’nin iç işi olarak algılanmasından kaynaklanıyor. Çünkü yakın geçmişte bu konularla ilgilenen ve hükümetleri “muhalefeti baskılamakla” suçlayan kurum ve kuruluşların........
