Küresel güçlerin aya gittik masalları
Sevgili okurlar, bugün köşemizde arkamıza rahatça yaslanıp küresel güçlerin vizyona soktuğu, en prestijli sinema ödüllerine taş çıkartan o meşhur bilimkurgu serisini en ince ayrıntısına kadar masaya yatırıyoruz.
Hani şu milyarlarca insanı siyah beyaz ya da renkli televizyon ekranlarının başına kilitleyip "Aha bakın, vallahi de bastık, billahi de yürüyoruz, hatta orada toz kaldırıyoruz" dedikleri meşhur Ay hikayesi var ya, tam olarak ondan bahsediyorum.
Hollywood senaristleri, yapımcıları ve usta yönetmenleri gerçekten bu işi, kitleleri manipüle etme sanatını çok ama çok iyi biliyorlar. İnsanlığı saf, salak, enayi yerine koyup trilyon dolarlık devasa bütçelerle stüdyolarda çekilen bu kozmik düzmeceleri öyle bir ambalajlıyorlar, üzerini öyle parlak jelatinlerle kaplıyorlar ki, izlerken insanın "Yahu bu kadarı da bizim eski Yeşilçam filmlerinde bile olmaz, Cüneyt Arkın bile dünyayı kurtarırken bu kadar abartmadı" diyesi geliyor. Ama ne yazık ki koca dünya, patlamış mısır eşliğinde büyük bir iştahla izlenecek bu ucuz senaryoları yıllardır insanlığın en büyük ortak başarısıymış gibi yutmaya devam ediyor.
Biz de bugün bu büyük illüzyonun perdesini biraz aralayalım ve arkadaki matrak dekorları hep birlikte inceleyelim.
Düşünün bir kere; bilgisayar teknolojisi dedikleri şeyin daha henüz emekleme aşamasında olduğu, evlerdeki televizyonların arkasında kocaman tüplerin ısındığı, cep telefonunun hayal bile edilemediği, hatta insanlığın daha doğru dürüst çamaşır makinesini mükemmelleştiremediği o eski yıllarda, küresel abilerimiz bir araya gelip "Hadi bu ara canımız çok sıkıldı, Sovyetler ile de aramızı kızıştıralım, şöyle görkemli bir Ay'a gidiş filmi çekelim de ortalık şenlensin, kasamız para dolsun" diyorlar. Tabii ki işin arkasında koskoca bir sinema endüstrisi, devasa spot ışıkları, özel efekt uzmanları ve illüzyon sanatı var. Işıkları ince ince ayarlıyorlar, krater görünümlü dekorları stüdyonun ortasına kuruyorlar, arkaya simsiyah bir fon bez yerleştirip üzerine birkaç tane yapay yıldız efekti serpiştiriyorlar ve ardından set amirinin "Kayıt!" sesiyle motor sesleri yükseliyor. Biz de dünyadaki sıradan faniler olarak, ekran başında sanki çok büyük bir tarih yazılıyormuş gibi bu muazzam tiyatroyu gözlerimizi kırpmadan, büyük bir hayranlıkla seyrediyoruz.
Gerçekten insanı saf yerine koymanın bu kadar organize, bu kadar kurumsallaşmış ve bu kadar profesyonel bir yolu herhalde dünya sinema tarihine altın harflerle yazılmalıydı. Bu senaryoyu yazan eller, yöneten gözler kesinlikle büyük bir alkışı hak ediyor; çünkü uydurdukları bu devasa yalanla birkaç nesli büyülemeyi başardılar.
UZAYDA BİR ÇEKİRGE MİSALİ HOPLAMAK VE ZIPLAMAK
Gelelim şu meşhur, hepimizin hafızalarına kazınan o siyah beyaz, cızırtılı Ay yürüyüşü görüntülerine.
Neymiş efendim, Ay’da yerçekimi dünyadakine kıyasla çok azmış, o yüzden astronot abilerimiz orada adeta birer kuğu gibi, birer balerin gibi uzay boşluğunda süzülüyorlarmış. Yahu arkadaş, o görüntüleri birazcık dikkatli, birazcık mantık süzgecinden geçirerek izleyen her aklı başında insan haklı olarak sorar: Bu adam uzay üssünde yıllarca ağır eğitimler görmüş, fizik öğrenmiş, mühendislik bitirmiş ciddi bir bilim insanı mı, yoksa hafta sonu çocuk parkında trambolinden tramboline deliler gibi atlayan, neşeli bir çekirge mi? Adam Ay yüzeyinden dünyaya doğru ya da yukarıya doğru bir zıplıyor, sanki botlarının altında gizli yaylar var. Hop uzaya doğru hafifçe yükseliyor, hop yavaş çekimde geri düşüyor. Çekirge misin lan sen? Çekirge gibi oradan oraya hoplayıp zıplamak koskoca bilim misyonuna yakışıyor mu? Koskoca astronot takımı kurmuşsunuz, milyarlarca dolarlık özel kıyafetler, kasklar, oksijen tüpleri giydirmişsiniz ama hareketlere, tavırlara bakıyorsun, bizim mahallenin afacan çocuklarının akşam ezanı okunmadan önce sokakta saklambaç oynarkenki zıplamalarından hiçbir farkı yok.
Bir de o zıplamaların zamanlaması, havada kalma süresi ve estetiği öyle bir ayarlanmış ki, tam Hollywood........
