menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Uzakta ıssız bir ada, ben her gece kâbûslarımda kıyısına vururum...

24 0
15.04.2026

Geçen hafta adalardan geriye Hayırsız ve Yassı kaldı demiştim ya, bir dostum Sedef’i unutup unutmadığımı sordu. Hayır, unutmadım, ama Sedef’in bende pek bir izi olmadığından, kendisine Hayırsız’a geçmeyi düşündüğümü söyledim. Haklıydım, çünkü Sedef’e sadece bir defa gitmiştim, o da sanırım ‘82 yazındaydı, Bostancı’dan bir arkadaşımı kıramamıştım. Ancak, vapura bindiğimde nasıl pişmân olduğumu anlatamam, çünkü iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık vapurun bütün yolcuları tozutmuş yaşıtlarımızdandı. Hepsinin omuzlarında veya ellerinde taşınabilir kollu ve yüksek ses çıkışlı bir müzik çalar vardı, sanırım onlara “Boombox” gibi bir şey deniyordu, birinden Michael Jackson’ın “Thriller” albümünden dans hitleri yükseliyorsa, diğerinden de Indeeep’in “Last Night a DJ Saved My Life” isimli hit disko parçası duyuluyordu. İnce kadife Levi’s 501 pantolonlarımız, bilek destekli hush puppies botlarımız, süet loafer ayakkabılarımız, ketenden keslerimiz ve polo gömleklerimiz kaybolmuş, onların yerlerini straplez üstler, yüksek belli bol pantolonlar, yırtık sweatshirtler, eşofman altları ve kaba sneakers ayakkabılar doldurmuştu. Saç kesimine gelirsek de, süper dağınık mullet ve fıçı bukle kesimli saçlar için bir şey diyemeyeceğim, ancak aslan yelesi kesim fecî çirkindi.

O yıllarda adanın Kartal’a bakan tarafında binâlar vardı, Fethi Ahmed Paşa’nın ahfâdından Şehsuvar Bey’in ve Reyyan Hanım’ın da Sedef’te kaldığı söylenirdi, açığa bakan tarafsa tek bir ağaç gölgesinin bulunmadığı gazino ve plajdı. Sedef’e giderken aklıma oradaki manastır kalıntısı gelince pişmânlığın yerini merâk almıştı, çünkü akşama kadar 9’uncu yüzyıldan kalma kalıntıları dolaşmaya niyetlenmiştim. Patrik İgnatios’un, İmparator I’inci Ronanos Lekapinos’un oğlu Konstantinos’un ve Patrik I’inci Theodosios’un oradaki manastıra sürgüne gönderildiğini biliyordum da, kalıntıları o güne kadar görmem mümkün olmamıştı. Vapurdan ininceyse hayâl kırıklığına uğradım. Bunun nedeniyse kalıntıların adanın batı tarafındaki binâların arasında kalmasıydı. Buna rağmen sitenin kapısını çaldığımı, ancak bekçinin özel mülktür deyip bizi sokmadığını anımsıyorum, korktuğum başıma gelmişti, çâresiz kös kös tek ağaç gölgesinin bulunmadığı plaja inmiştim. Oysa, ada manastırların zamanından itibâren ağaçlandırılmış olmalıydı, Bostancı’ya döndüğümde Birinci Dünya Savaşı yıllarında Büyükadalıların ağaçları kesip sobalarında yaktıklarını öğrendim. Yavuz zırhlımız da uzunca bir müddet arkada, plajın açığında demirlemiş. Adamızın Bizans devrindeki ismi Terebinthos, yüzölçümü 0.157 kilometrekare, büyük değil ama yine de Hayırsız’dan epeyce büyük. Bir ara adada çok tavşan olduğundan Sedef yerine Tavşanadası denmiş. Adanın Şehsuvar Bey ve Reyyan Hanım tarafından yeniden ağaçlandırılmasıysa ‘56 gibidir. Bugün orada Bostancı’dan ahbâbımız Albert Mitrani’nin ablası Vicki Hünal oturuyor, aktör Cemal Hünal var ya, işte onun annesi, bildiğim kadarıyla bundan yirmi üç yıl kadar önce köpeği Toby’yi alıp Sedef’e yerleşmiş, minicik bir köpek olan Kuki ise aileye daha sonra katılmış. Bunları Vicki Hünal’ın “Adadaki Kulübe” isimli kitabı için not düşüyorum, Sedef üzerine yazılmış nefis bir anı kitabıdır. Neyse, sözü fazla uzattım galiba, hazırsanız Sedef’i başka bir yazıya bırakıp sizi Hayırsız’a götüreyim.

Şinâsî’yi sever misin diye sorsanız, hayır derim. Ebüzziyâ Tevfik Bey onun için “Milletin düşünüp söyleme hassasını dilsizlikten kurtaran, bize edebiyat sevgisi ve bir siyâsî fikir veren, zulümden nefret ettiren Şinâsî’ydi” dese de, hangi millet hangi zulüm diye sorarım. Bu adam şehr-i İstanbul’un sokaklarının köpeklerden temizlenmesini isterken kat’iyyen milletin ağzı değildi, sen sultânın istibdâdına zulüm de ama sokak köpeklerinin katledilmesine zulüm deme, olacak şey değil! Sakın........

© Karar