Tuncay Günaydın ile Perdesi Yırtık Dünya Üzerine
Adet üzere sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Aydın ilinin İncirliova ilçesinin İsafakılar köyünde doğdum. İncir ve zeytin ağaçlarının gölgesinde büyüdüm sayılır. İlkokulu köyde, ortaokul ve liseyi Aydın’da okudum. Kırıkkale Üniversitesinde İşletme okudum. Uzun süredir İzmir’de ikamet etmekteyim.
Pek çok noktadan başlanabilir şüphesiz ama biraz daha kitap özelinde bir başlangıç yapıp sonrasında halkaları açmak istiyorum. Her ne kadar bir hikâye dosyası olsa da karakterlerin farklı hikâyelerde birbirlerine bağlandığını görüyoruz. Bir hikâyedeki yan kahraman sonraki hikâyenin ana kahramanı olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu edebiyatımızda daha önce de örnekleri verilmiş bir form. Buradan hareketle hikâyelerin genel zeminiyle ilgili neler söylemek istersiniz?
Hikâyelerim daha oluşma aşamasında bir bütüne ait oluyor diyebilirim. En azından bu kitap açısından öyle oldu. Perdeci karakterini kafamda canlandırdığımda ve notlar almaya başladığımda onun yalnız kalmayacağını biliyordum. Açıkçası çok müsait bir alandı. Hâlâ bu formun çok verimli olduğunu düşünürüm. Kendimi bu formun içerisinde daha rahat hissediyorum. Çünkü bana kurgunun geniş imkânlarından faydalanma olanağı sunuyor.
Dosya taşra etrafında örülmüş olma özelliği gösteriyor. Ancak mekân genel itibariyle salt zeminden ibaret, asıl olan tematik değer ve duygu durumları ise çok daha kadim ve evrensel. Buradan hareketle mekâna yahut mekânın imkân alanından doğan hikâyenin doğasına dair neler söylemek istersiniz?
Mekân mecburiyettir. Öykülerde mekân kullanmayı severim. Yazarken mekân hep aklımdadır. Mekânı tasvir konusunda çok çaba göstermem. İnsan mekânda var olur. Mekân insanın ruhuna sirayet eder. Günümüz mekânlarının aynılığı içinde yaşayan insanların aynılaşması kaçınılmaz. Aynı duvarların içinde yaşıyoruz. Çatımız yok çoğumuzun, üst katımız var. Bunun da insana etkisi muhakkak olacaktır.
Bir Binanın Muhtasar Yazgısı adlı öyküm bir mekânın öykü karakteri olması açısından sorunuza güzel bir yanıt olabilir. Mekânla özdeşleşmiş, mekâna kanmış insanlarla birlikte bir binanın oluşumunu anlatmaya çalıştım. Mekân anlatımı kolaylaştırır. Okuyan açısından da güzeldir bu. Bir yazar bir mekânı okuyucusunun zihninde inşa edebilmişse başarılı olmuştur. Bu yüzden mekân anlatının en kullanışlı öğelerinden biridir.
Eser boyunca dikkat çeken hususlardan birisi de meslekler. Kitabın omurgasını oluşturan perdecilikten marangozluğa, gazetecilikten nalburluğa değin pek çok meslek hikâyelerde yer ediniyor. Meslek merkezli insan tanımlarıyla taşra arasında bir bağ kurduğunuz söylenebilir mi?
Elbette. Büyük şehirlerde artık meslekler ve o mesleği yapan kişiler çok göz önünde olmuyor. Bazı meslekler sıradanlaştı. Değersizleşti. Mesleğe değer veren kültür erozyona uğradı. İşçi ya da memur olundu. Herkes işçi veya memur olunca “Mesleğin ne?” sorusunun cevabı basitleşti. Meslekle........
