Bu dünyada çocuk olmak
Çocukluğumuza dair ne hatırlıyoruz?
Oyun mu, toz pembe hayaller mi? Sahi, biz hayal kurabilen çocuklardık, değil mi?Bir zamanlar hepimiz çocuktuk. Hayal kurabiliyor, dünyayı kendi oyunumuza göre şekillendirebiliyorduk.
Peki şimdi? Bugünün çocukluğu da aynı mı? Onların da hayalleri var mı?Çocukluk, dünyadan bihaber sadece oyun oynadığımız bir evrendi. İstediğin karaktere sahipsin; hayal dünyan ne yaratıyorsa onun oyuncususun. Ne güzel bir dünya, değil mi?
Hep çocuk mu kalsaydık? Büyümek zor iş, vesselam. Küçükken büyümek istersin; hayatın daha güzel olacağını zannedersin. Güzellikleri var elbette ama çok fazla zorluğa da şahit olursun. Üstelik çocukluğa geri dönüş de yoktur.
Dünyayı ve insanları anlamaya başlarsın. Ama bazen insan, “Keşke anlamasaydım” diye düşünmeden edemez.Bir zamanlar hep bir ağızdan söylenen bir şarkı vardı:“Bütün dünya buna inansa, bir inansa, hayat bayram olsa.İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa, uzansak sonsuza…”Olmuyor. Ama niye olmuyor ki? Sanırım bütün dünya inanmıyor. Çok ironik, değil mi?
Mustafa Kemal Atatürk 23 Nisan’ı çocuklara armağan ettiğinde, onların temiz kalbine inanarak ve umut dolu bireyler olarak yetişmelerini dileyerek bu bayramı onlara hediye etti. Gelecekte o koltuklara bugünün çocuklarının oturacağını biliyordu.O zamanın çocukları büyüdü ve bazıları o koltuklara oturdu. Peki, çocukluklarından bugüne bir şey getirebildiler mi?
Gelelim bugünün dünyasına…Bir hiç uğruna, neden yok olduğunu bile anlamadan hayattan koparılan çocuklar… Ardında kalan haber başlıkları: “Şu kadar çocuk hayatını kaybetti.” Küçük kefenlere sarılmış bedenler…O çocukların da hayalleri vardı. Ama geçmişin çocukları, bugünün büyükleri; kendi çıkar savaşları uğruna o hayallerin gerçekleşme ihtimalini bile yok etti.
Aslında mesele çocuklar değil.Mesele, büyüdükçe hiç çocuk olmamış gibi hayal kurmayı bırakan bizleriz.
