Bir Efsane'nin son günleri
Bir Efsane'nin son günleriB
Elimde birkaç adres var ama burayı yazmanın ‘sorumluluğunu’ görür görmez hissettim. Yazıya konu meyhanelerde aradığım kriterleri fazlasıyla karşılıyor zaten; kedi dahil. Bir de bulunduğu binanın görünüşü ‘önce burası’ dedirtti, tereddütsüz girdim.
Efsane Birahanesi Nebioğlu Sokak’ta, Sefaköy Metrobüs durağına beş dakika yürüme mesafesinde.
Altında bulunduğu altı katlı binanın üst katlarının çoğu boşaltılmış. Burası da gittiğim bazı meyhaneler gibi kentsel dönüşüme kurban gidecek anlaşılan, bari kayıt altına almış olayım.
Efsane’yi seçmemin tek nedeni bu değil tabii; esas kriterler de yerli yerinde. Bir kere yanında ganyan bayii var. Tabelası bir bira firmasının renginde. Camları filmle kaplı, içerisi gözükmüyor. Popüler olmadığı belli, tam bir mahalle meyhanesi. Girişteki masaya bir kedi kurulmuş. Rakı servisi var. Daha ne olsun?
Alt kriter olarak da Metrobüs hattına yakınlığını söyleyebilirim. Marmaray, metro hatları, vapur da olabilir. Yeter ki taksiciye muhtaç etmesin beni.
Listemdeki bütün adresleri kontrol etmek için zaten erken gelmiştim. Bana göre erkenden (sonradan öğrendim, meğer sabah başlıyormuş servis), girişteki masanın üstüne kurulmuş siyah-beyaz beyefendiye saygılarımı sunup daldım içeri.
Mutfağın önünde niye geldiğimi anlamaya çalışan beyefendiden uygun masa rica ettim. Boş olan masalardan herhangi birine oturabilirmişim; girişin sağındaki, kedi beyin solundaki masaya, yüzüm salona dönük oturdum.
Hava sıcak. 35’lik de su da soğuk geldi. Mezeleri seçmeye gideceğim ama önce bir hararetimi söndüreyim. Ah, o ilk yudum yok mu…
Mekâna giriş solda. Kapının yanına yığılmış bira kasalarının yanında, duvara paralel sekiz kişilik bir masa var. Kedi bunların en başında oturuyor. Arada kolon çıkıntısına dayalı dörtlü bir masa, sonra tekrar paralel bir sekizli masa daha bulunuyor. Sonrası bira dolabı, tuvalet girişi filan. Sağda, yani bizim tarafta da duvara dik sıralanmış dörderli beş sıra masa. Masalar örtüsüz, sandalyeler metal aksamlı, rahatlar.
Tamamen görüş alanım dışında kalan tepemdeki ekranda Bursa Hipodromu’ndan yarışlar var. İkinci masadaki iki kişinin gözü de kulağı da tamamen ekranda; selamlaşmamız imkânsız. Önlerinde kuponlar, yarış bültenleri… Benimkinde de onların masasının başında da duvara asılı şeffaf kutuda bahis kuponları var. İnceledim tabii; matematikteki işlem önceliğini bile artık kavrayabilirmişim gibi geliyor ama bunu hâlâ değil. Kuponu usulca yerine bırakıp salonun sonunda duran, üstünde blues-blues rock çalan bir ekranın bulunduğu meze dolabına yollandım.
Dolapta 10-12 çeşit meze var. Yarımşar porsiyon şakşuka, havuç tarator, haydari, Arnavut ciğer, enginar (tam tabii) istedim, taze fasulyeyi önermedi salona bakan beyefendi. Biri salonda biri mutfakta toplam iki kişiler zaten.
Mezeler........
