Size bu köşede anlatmıştım. Hrant Dink suikastından Reina katliamına kadar kritik iddianameleri yazan, FETÖ davalarındaki önemli rolüyle bilinen savcı hakkında HSK’de bir soruşturma açılmıştı. Savcı, yaptığı savunmada, “asıl mesele” diyerek adeta içinde olduğu ilişkileri ifşa etmişti:

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ş.Y. ve vekili M.Y’nin göreve başladıktan çok kısa süre sonra bazı soruşturmalardaki hukuka aykırı, yasal olmayan taleplerin tarafımca reddedilmesidir.”

Kapatılan dosya örneklerini anlatan savcı, konuşma gerekçesini şöyle anlatıyordu: “Bütün bunları kayda geçmesi için, bu kişilerin ve eylemlerinin soruşturulması için suç duyurusu mahiyetinde anlatıyorum.”

Anlatan devletin savcısıydı. “Hatırlı kişiler kurtarılıyor” diyordu. Yaşadıklarını örnek veriyordu. Ne Adalet Bakanlığı’ndan ne de HSK’den çıt çıkmadı. Aksine...

“Belki de bu yazıyı da birkaç saat sonra, aynı adliyeden çıkmış kararlarla, yasaklayacaklar!” diye bitirmiştim. Hakikaten yasaklandı. Siz bu yazıyı okurken ben, savcının “Dosya kapatılıyor” dediği adliyede, bir başka savcıya ifade veriyor olacağım.

Öyleyse durmak yok, yola devam!

Şimdi bir başka yönünü anlatacağım...

Konu biraz siyaset, biraz yargı, biraz casusluk... Aslında olayı daha önce farklı medyalarda okudunuz. İlk olarak hükümete yakın Sabah haberleştirdi. BOTAŞ çalışanlarının adının karıştığı casusluk soruşturmasından söz ediyorum. Davada sanıklara, BOTAŞ’ın sırlarını, Rus Gazprom’a satma suçlaması yapılıyordu. Gazprom bunu ne yapacak diyor olabilirsiniz. Savcılığın yanıtı basit. Malum, Gazprom, BOTAŞ’a kullandığımız gazı satıyor. Satıcı, alıcının elindeki avucundakini bilince, masaya avantajlı oturuyor. Belki pahalıya satıyor, belki başka koşullarını kabul ettiriyordu.

Devamı var... O dosyadaki sıra dışı olayları da Murat Ağırel yazmıştı. Dosyanın 6 sanığı vardı. Ama asıl mesele olmayan 7. kişi Mert G. idi. Mert G., operasyondan bir gün önce, yurtdışına kaçmıştı.

Neden mi hatırlattım?

HSK’ye ifade veren savcı ile bu dosyanın ilk savcısı aynı da ondan!

Haliyle, hemen, savcının HSK’ye verdiği ifadeyi açıp, “Acaba bu konuda bir ifşada bulunmuş mu?” diye baktım. Evet, şunu söylemiş: “Gözaltı kararlarından bir gün önce yurtdışına kaçan şüpheli Mert G. hakkında tutuklamaya dönük yakalama kararı çıkarttım. Başsavcı vekili M.Y. göreve başladıktan kısa bir süre sonra şüpheli Mert G. hakkındaki yakalama kararını kaldırmamı, şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermemi, Başsavcı Ş.Y’nin istediğini tarafıma iletti.” Peki sonra?

Savcı, elindeki delilleri göstererek reddettiğini anlatmış. Devamında neler olduğunu ise şöyle ifade ediyor:

“Buna rağmen defalarca aynı konudaki hukuksuz ve haksız taleplerin yenilenmesi, ABD’ye kaçan şüphelinin ifadesinin bulunduğu şehrin konsolosluğunda alınması gibi CMK’de yer almayan garip usullü taleplerin ısrarla tekrarlanması ve bu konularda yazılı talimat verilmesinden kaçınılması nedeni ile başsavcı vekili M.Y. ile aramızda yaşanan tartışma sonrasında, başsavcı Ş.Y. tarafından yapılan işbölümü ile Terör Suçları Soruşturma Bürosu’ndan alındım.” Diyeceksiniz ki savcı gitti de Mert G’nin akıbeti ne oldu?

Savcı onu da anlatmış:

“Soruşturma benden alındıktan kısa bir süre sonra, casusluk ve rüşvet suçlarından hakkında soruşturma yürütülen şüpheli Mert G. hakkında, ifadesi bile alınmadan lehine yeni bir delil elde edilmeden, aleyhindeki tespitlere ve suç ortaklarının ikrar, ifade ve iddialarına rağmen, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.”

Herhangi biri değil. Dosyanın savcısı, Türkiye’nin doğalgaz sırlarını sattığından şüphelendiğini söylediği ismin, başsavcı ve vekili eliyle kurtarıldığını söylüyor. Olan biten de hadiseyi doğruluyor. Adeta itiraf gibi savunması devletin önünde duruyor. Ama kimse kılını kıpırdatmıyor. Mert G’nin “hatırlı” olmasının nedeninin babası olduğunu öğrenince, “Ah şu babalar” demekten kendimi alamadım!

Hepsi bir yana savcının ifadesini aktaran ben, aynı savcıların talimatıyla siz bu yazıyı okurken ifade vereceğim, belli ki yargılanacağım. Eksik kalmasın diye, “Bu yazıyı da ekleyin” diyeceğim.

Adalet için vicdan yeterdi. Koca adalet sarayları inşa ettik. Sonunda duvarlarının altında kendimiz kaldık.

QOSHE - Savcı bey, geliyorum, bu yazıyı da ekleyin - Barış Terkoğlu
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Savcı bey, geliyorum, bu yazıyı da ekleyin

598 139
13.04.2023

Size bu köşede anlatmıştım. Hrant Dink suikastından Reina katliamına kadar kritik iddianameleri yazan, FETÖ davalarındaki önemli rolüyle bilinen savcı hakkında HSK’de bir soruşturma açılmıştı. Savcı, yaptığı savunmada, “asıl mesele” diyerek adeta içinde olduğu ilişkileri ifşa etmişti:

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ş.Y. ve vekili M.Y’nin göreve başladıktan çok kısa süre sonra bazı soruşturmalardaki hukuka aykırı, yasal olmayan taleplerin tarafımca reddedilmesidir.”

Kapatılan dosya örneklerini anlatan savcı, konuşma gerekçesini şöyle anlatıyordu: “Bütün bunları kayda geçmesi için, bu kişilerin ve eylemlerinin soruşturulması için suç duyurusu mahiyetinde anlatıyorum.”

Anlatan devletin savcısıydı. “Hatırlı kişiler kurtarılıyor” diyordu. Yaşadıklarını örnek veriyordu. Ne Adalet Bakanlığı’ndan ne de HSK’den çıt çıkmadı. Aksine...

“Belki de bu yazıyı da birkaç saat sonra, aynı adliyeden çıkmış kararlarla, yasaklayacaklar!” diye bitirmiştim. Hakikaten yasaklandı. Siz bu yazıyı okurken ben, savcının “Dosya kapatılıyor” dediği adliyede, bir başka savcıya ifade veriyor olacağım.

Öyleyse durmak yok, yola devam!

Şimdi bir başka yönünü anlatacağım...

Konu biraz siyaset, biraz yargı, biraz casusluk... Aslında olayı daha önce farklı medyalarda okudunuz. İlk olarak hükümete yakın Sabah haberleştirdi. BOTAŞ çalışanlarının adının karıştığı casusluk soruşturmasından söz........

© Cumhuriyet


Get it on Google Play