menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

NATO’da ‘Merkez Ülke’ tartışması: STRATEJİ ESASTIR

13 0
latest

Atlantik sisteminde yaşanan çözülme artık gizlenemez bir olgu. Donald Trump döneminde hız kazanan süreç; Avrupa savunmasının yükünü azaltma yönündeki açık beyanlar, askeri varlığın geri çekilmesine dair hazırlıklar ve son olarak İran Savaşı sırasında müttefikler arasında sahaya yansıyan ayrışmalarla yeni bir aşamaya girmiştir. NATO, bugün birlik içinde olan bir yapıdan çok farklı yönlere çekilen bir örgüt görünümündedir.

TÜRKİYE’NİN NATO’DAKİ ROLÜ

Bu ortamda, Türkiye’nin NATO’daki konumu ve rolü canlı bir tartışma konusu haline geldi. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, İletişim Başkanlığı ile SETA’nın düzenlediği “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” başlıklı konferansta “Türkiye, NATO’nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri” diye konuştu. Yine bu tartışmalar üzerine, güvenlik kaynaklarının dile getirdiği “Türkiye artık NATO’da isteneni yapan değil, kendi güvenlik ihtiyaçlarına göre şekillendiren bir ülkedir; Türkiye’nin tehdit değerlendirmeleri NATO belgelerine daha fazla yansıyacaktır” görüşü dikkat çekti.

TAKTİK Mİ STRATEJİ Mİ?

Bu yaklaşım ilk bakışta, Türkiye’nin artan ağırlığını ve manevra kapasitesini ifade eden olumlu bir yönelim gibi görünmekte ya da öyle sunulmaktadır. Ancak meseleye daha derinden bakıldığında, burada strateji ile taktik arasındaki ayrım belirleyici hale gelmektedir. Bu tür bir yaklaşımın özünde, içinden geçtiğimiz süreçte daha çok taktik düzeyde bir kazanım elde etme amacı olduğu görünmektedir. Oysa güvenlik politikalarında belirleyici olan stratejidir. Strateji yanlış kurulduğunda, taktik hamleler doğru olsa bile başarıya ulaştırmaz.

TEHDİT ORTAK DEĞİL

Sorunun özü, Türkiye’ye yönelen tehdidin kaynağına ilişkin değerlendirmede yatmaktadır. NATO’nun resmi belgelerinde tehdit olarak tanımlanan aktörler açıktır: Rusya’nın, Çin’in ve İran’ın adları zikredilmekte, fakat açıkça belirtilmese de genel olarak gelişen dünya ülkelerinin kendi çıkarları temelinde geliştirdikleri strateji, tehdit olarak değerlendirilmektedir. Planlamalar bu çerçevede yapılmaktadır. Buradaki öncelik sıraları dönemsel olarak değişebilir; ancak öz değişmez. Çünkü NATO, yalnızca bir askeri ittifak değil, aynı zamanda mevcut emperyalist hegemonyacı sistemin en işlevsel örgütlenmesidir. Bu sistem, askeri, ekonomik ve siyasi açıdan, özünde bir bütündür. NATO, içindeki her ülkenin ekonomik ve siyasal, hatta toplumsal düzeyde ideolojik ve kültürel çerçevesini de belirleyen bir örgüttür.

Dolayısıyla Türkiye’nin “NATO’nun güvenlik mimarisinin yönelimini belirlediği” ya da “kendi güvenlik ihtiyaçlarına göre şekillendirdiği” iddiası gerçekçi değildir. Bu örgüt var olduğu sürece, kendi hegemonyasına meydan okuyan her güç, doğrudan ya da dolaylı olarak tehdit kategorisinde kalacaktır. Nitekim, Türkiye’nin bugün izlediği bağımsızlaşma yönündeki adımlar da NATO tarafından tehdit olarak görülmektedir.

NİYET VE AKIBET

Elbette NATO içinde farklılıkların arttığı bir gerçektir. ABD ile Avrupa arasında yaşanan ayrışma, hatta aynı blok içinde farklı stratejik önceliklerin ortaya çıkması, ittifakın ortak hedef ve amaç birliğini zayıflatmaktadır. Ancak bu durum, NATO’nun karakterinin değiştiği anlamına gelmez; aksine, çözülme sürecinin bir göstergesidir.

Asıl mesele, NATO içinde daha fazla söz sahibi olmak değil, Türkiye’nin güvenliğini hangi stratejik eksende tanımlayacağıdır. Eğer tehdit değerlendirmesi NATO’nun çerçevesi içinde kalmaya devam ederse, elde edilen taktik kazanımların stratejik bir karşılığı olmayacaktır. En fazlası, hegemonyacı sistem içinde biraz daha hareket serbestliği kazanmak olabilir. Bu da kalıcı bir kazanım olmaz.

ADİL BİR DÜNYA DÜZENİ İÇİN MÜCADELE

Türkiye, askeri gücü, büyüyen ekonomisi, yetişmiş insan birikimiyle orta büyüklükte bir devlettir. Fakat Türkiye’nin emperyalist ülkelerle hegemonya yarışına girmesi mümkün değildir. Dahası, NATO içindeki emperyalist devletlerle Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarları yapısal bakımdan karşı karşıyadır.

Türkiye’nin menfaati, diğer gelişen dünya ülkeleriyle birlikte, çok kutuplulaşan dünyada ortak kalkınma ve refah için egemenliğe saygı, içişlerine karışmama ve sorunları müzakere ile çözme temelinde bir dünya düzenini kurmak için mücadele etmektir.

Bugün tartışılması gereken, NATO’nun Türkiye’ye ne kadar uyum sağlayacağı değil; Türkiye’nin çözülmekte olan bu yapı içinde mi kalacağı, yoksa yeni oluşan çok kutuplu dünyada kendi bağımsız stratejik konumunu mu inşa edeceğidir.


© Aydınlık