Türkiye’ye Husi küstahlığı
Uluslararası ilişkilerde gizli ajandaların ve Tahran merkezli vekâlet savaşlarının tüm çıplaklığıyla ifşa olduğu bir dönemden geçiyoruz. Son günlerde Yemen’deki İran destekli Husilerin üst düzey yetkililerinin Türkiye’yi doğrudan hedef alan hezeyanları, bu gerçeğin en somut belgesi. Yıllardır bölgede “mazlumların ve anti-emperyalizmin savunucusu” maskesiyle gezen o radikal yapı, Ankara’nın bölgesel barışı tahkim etmek adına attığı adımlar karşısında kapıldığı panik ve saldırganlığı küstah cümlelere taşıdı.
Olayın vahametini kavramak için, Husi idaresinin ağzından dökülenlere kulak kabartmak kâfi. Husilerin sözde Savunma Bakanlığı Danışmanı Tuğgeneral Abid el-Sevr, kameralar karşısında: “Türkiye, Suudi Arabistan ile ittifak kurduktan sonra bizim için artık bir düşmandır... Eğer Türkiye savaşa girip Suudi Arabistan’ı savunacak olursa, biz hazırız. Kaybeden Türkiye olacaktır” dedi. Aynı günlerde Siyasi Büro Üyesi Muhammed el-Buhayti de benzer bir ezberle sahneye çıktı, Türkiye ve Pakistan’ı aynı kefeye koyarak “Bugün Suudi Arabistan’ı nasıl terbiye ediyorsak, onları da öyle terbiye ederiz” tehdidini savurdu.
Bu saldırganlık durup dururken olmadı. Husilerin Türkiye’yi düşman bellemesinin gerisinde “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” yatıyor. Taraflardan birine saldırıyı tüm üyelere yapılmış sayan bu pakt, Kızıldeniz’deki dengeleri sarstı. Kâbe semalarına uzanan kirli ellerin karşısına Türkiye’nin ürettiği SİHA ve hava savunma ve askeri teknoloji desteğinin dikilecek olması, Tahran-San’a ekseninde şok dalgaları üretti. Bu pakt, bölgesel statükoyu koruma iradesinin miladıdır.
Ankara’nın bu hezeyanlar karşısındaki net tavrı, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ekranlardan........
