Ha deyince ölünmüyor da her halükarda yaşanıyor dostlarım. Kızımla terasımızda bir saksıya dikip sonra da salak gibi kurumaya terk ettiğimiz soğan, her sabah yarı kurumuş bir halde bize bakıyor.

Konuyu kızıma izah edip sulama sorumluluğunun kendisinde olduğunu hatırlatmaya çalışsam da aldığım cevap "Off yaa herşeyi de ben yapıyorum bu evde" sızlanmasından öteye gidemiyor.

Yaptığını iddia ettiği "herşey" poposunu yıkayabilmek olsa da çaktırmıyorum; ama İnsan kendi doğurduğundan da fırça yiyecekse... Ne bileyim... Ben bu annelik işlerini anlamıyorum.

Haa işte bu soğan ölmüyor. Azmini sevdiğiminin... Her sabah camımızın önünde bize nanik yapıyor. Ben işte buna şaşıyorum. Öyle ya da böyle bir şekilde ölmüyorsun.

Misal ben, şimdiye kadar hiç ölmedim. İnanılır gibi değil. Böyle kötüyüm mötüyüm diye dolanıyorum ama bak görürsün yine ölmeyeceğim. Ölüme karşı ciddiyetimi kaybettim resmen.

Bazen böyle kalbim falan sıkışıyor, ölüyor gibi oluyorum ama sanki biri bakıyor gibi oluyor. O biri bakmasa bildiğin çok güzel ölücem aslında ama, insan biri bakarken ölemiyor. Hele o bakan kendiyse...

Ben ölmüyorum ama ölüme doğru elimden kayıp giden çok sevdiğim var. Bu cümlede "çok sevdiğim" derken kastettiğim, "Sayıca çok fazla miktarda sevdiğim var" mı; yoksa bir tane ölüme giden ama "çook sevdiğim" biri var anlamında mı, işte onu türkçemizin tek virgülle anlam kaydıran, hendek atlatan karanlık sularına emanet ediyorum. Herşeyi ben biliyorum aslında ama herşeyi de ben söyleyeceksem... O zaman size ne gerek var degil mi?

Dışarıda Sela okunuyor. Cuma dışında okunan selalar biri öldüğü içinse; Ulan? Acaba bu sefer ben mi? Kolumu bacağımı yokluyorum. Yok... Bir telaş ayağa kalkıyorum, telefonumu şarja takıyorum. Banyoyu tuvaleti falan harıl harıl yıkamaya başlıyorum. Çünkü biliyorsunuz bu çağda hayatta kalmanın üç şartı; Yarım bir kafa, biraz domestos ve bolca ENERCİİİ.

Neyse ben başımın çaresine bakarım. Onca yıllık başım sonuçta. Bunu herkes bilir. Herkes bilir ve bu yüzden başıma çıkıp oturup kalmakta bir beis görmezler. Bak en edepli ifademle "oturmak" diyorum. Neyse siz anladınız. Siz anlarsınız, sizden kaçar mı? Kaçarsa da bana söyleyin. Kaçan eşeği türkü çağırarak aramakta üstüme yoktur.

Burada sonrası ipe saracak biliyorum. Kendimi her ifade ediş çabamda bir top yün yumağı gibi kendime dolanıyorum. Bu da benim iflah olmaz kusurum olsun. Allah, deterjanın çıkaramayacağı inatçı lekelerden saklasın. Var bir kaçınız öyle, ben biliyorum. Biliyorum da hadi neyse çaktırmıyorum.

Hepinizi bendeki bu kafayı yaşamadan ölmemeye davet ediyorum. Gelmeyecekseniz de gelmeyin. Ben burdayım, oturuyorum....

QOSHE - Öldürmeyen Allah öldürmüyor - Ayça Soyer
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Öldürmeyen Allah öldürmüyor

23 0
27.05.2024

Ha deyince ölünmüyor da her halükarda yaşanıyor dostlarım. Kızımla terasımızda bir saksıya dikip sonra da salak gibi kurumaya terk ettiğimiz soğan, her sabah yarı kurumuş bir halde bize bakıyor.

Konuyu kızıma izah edip sulama sorumluluğunun kendisinde olduğunu hatırlatmaya çalışsam da aldığım cevap "Off yaa herşeyi de ben yapıyorum bu evde" sızlanmasından öteye gidemiyor.

Yaptığını iddia ettiği "herşey" poposunu yıkayabilmek olsa da çaktırmıyorum; ama İnsan kendi doğurduğundan da fırça yiyecekse... Ne bileyim... Ben bu annelik işlerini anlamıyorum.

Haa işte bu soğan ölmüyor. Azmini sevdiğiminin... Her sabah camımızın önünde bize nanik yapıyor. Ben işte buna şaşıyorum. Öyle ya da böyle bir şekilde ölmüyorsun.

Misal ben, şimdiye kadar hiç ölmedim. İnanılır gibi değil. Böyle kötüyüm mötüyüm diye dolanıyorum ama bak görürsün yine ölmeyeceğim.........

© tv100


Get it on Google Play