menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Erdoğan'ın sağlığı hakkında bildiklerim, güvenin ölümü ve Gül'ün Erdoğan'a gönderdiği mesaj!

154 0
24.07.2026

Devleti yönetmek ile bir şirketi, belediye ya da kurumu yönetmek aynı şey olabilir mi? Devlet yönetmek, bazen milyonlarca insanın kaderini tek bir imzayla değiştirebilmektir. O imzanın ağırlığını haliyle sadece atan bilir.

Son günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sağlık durumu üzerine yine bilgi değil, söylenti dolaşıma sokuldu. Kimileri "hastanede" dedi, kimileri "yoğun bakımda" yorumunu yaptı. Dezenformasyon öyle bir noktaya ulaştı ki, sosyal medya mecralarında vefat ettiği yönünde yalan paylaşımlar bile üretildi.

Oysa edindiğim bilgilere göre  Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hayati bir sağlık problemi bulunmuyor. Dinlenme sürecinde. Yaşına bağlı rutin sağlık kontrolleri yapılıyor, geçmiş rahatsızlıkları takip ediliyor. Dünyanın her ülkesinde belli yaşta görev yapan liderler için olağan kabul edilen bir tablo bu...

Ve bir çok mecrada yazıldığı gibi Erdoğan ne Ankara'da bir hastanede. Ne Marmaris. Ne Antalya'da... İstanbul Çatalca'da tatil yapıyor... Hatta bulunduğu yer ve Dolmabahçe'de tatilini keserek zaman zaman konuklarını kabul ediyor. 

Şu meselenin altını çizmek de gerekiyor. Asıl mesele beden değil... Asıl mesele, zihnin ve ruhun taşıdığı yüktür.

15 Temmuz gecesi FETÖ sadece bir darbeye kalkışmadı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı öldürmeye teşebbüs etti. Marmaris'te dakikalarla ifade edilen zaman farkı, Türkiye'nin tarihini değiştirdi. Böyle bir travmanın hiçbir iz bırakmadığını düşünmek, insan psikolojisini inkâr etmektir.

Toplama kamplarından sağ çıkan psikiyatrist Viktor Frankl'ın da söylediği gibi, "Anormal koşullara verilen anormal tepkiler, normal insan davranışıdır." Böylesine ölümcül bir saldırıya maruz kalan bir devlet liderinin güven duygusunda değişimler yaşaması, çevresine karşı daha temkinli davranması ve zaman zaman zihinsel yorgunluk hissetmesi psikoloji biliminin doğal kabul ettiği bir durumdur.  Saygın psikiyatristlerden Bessel van der Kolk' "Travma, yaşanan olay değil; o olayın zihin ve beden üzerinde bıraktığı kalıcı izdir." der. Doğruyu söyler...

Bugün Erdoğan'ın güven halkasını dar tutması, çevresine karşı daha mesafeli davranması, kamuoyuna yansıyan ve yalnızca oğlu Bilal Erdoğan'ın elinden su içtiği görüntüler... Bunlar sadece bir davranış değil, yaşanmış büyük bir travmanın dışa vurumu değil midir?  Çünkü ihanetin en ağır tarafı, düşmandan değil, "içeriden" gelmesidir.

Julius Caesar, kendisini hançerleyenler arasında Brütüs'ü görünce söylediği rivayet edilen "Sen de mi Brütüs?" sözüyle sadece fiziksel ölümü değil, bana göre güvenin ölümünü de tarif etmişti. İhanet, insanın bedeninde değil, hafızasında yaşar.

Erdoğan'ın yaklaşık çeyrek asırlık siyasi yolculuğuna baktığınızda, sıradan bir iktidar hikâyesi, rutin bir öykü gör(e)mezsiniz..

367 krizi...  Cumhuriyet mitingleri...  27 Nisan e-muhtırası...  Kapatma davası...  Gezi olayları...  17-25 Aralık süreci...  Hendek terörü...  15 Temmuz...  Pandemi... 

6 Şubat depremleri...  Sınır ötesi operasyonlar...  Bölgesel savaşlar... Ve halen devam eden içeride........

© Turktime