"İçim yanıyor ve ben hâlâ bir şey yapamıyorum…”
“Yıldırım Han’ın yadigârı ey kürsü, dile gel konuş! Anlat cemaate benim masum olduğumu. Ey kürsü, niçin böyle gaflete düştüm, bilemiyorum?"
Sanki hakiki bir el gırtlağını sıkmıştı. Can havliyle ayağa kalktı. Boğazını kontrol etti. Öksürdü, geğirdi. Başı kazan gibi olmuş, gözleri kan çanağıydı. Yavaş yavaş etraf karardı. Emîr Sultan’ın çömlekçi atölyesindeki tezgâhların birinin üzerindeymiş gibi çeviriyorlardı. Düşmemek için dizleri üzerine çöktü. Ellerini yere dayadı. Ter içinde sırılsıklamdı. “Lâ havle…” çekti. Derin derin soluklandı, birkaç defa. Kendine geldiğinden emin olduktan sonra da kalktı, câminin içinde dolaşmaya başladı. Mihrabı, minberi, vaaz kürsüsünü ağlayarak okşadı. Âdeta onlardan özür diliyor, bazen de dertleşiyordu.
“Yıldırım Han’ın yadigârı ey kürsü, dile gel konuş! Anlat cemaate benim masum olduğumu. Ey kürsü, niçin böyle gaflete düştüm, bilemiyorum? İçim yanıyor ve hâlâ bir şey yapamıyorum…” diyerek acıyla gözyaşı döktü.
Bu insanlar neden........
