|
Ragıp KaradayıTürkiye |
İnsanın kusurlarını sayan düşmanlarından edeceği istifade, kendisini öven dostlarından gelecek faydadan büyüktür. "Şimdi sizden bir...
Karanlık sokaklarda rahat yürüyebilmek için çıralardan bir fener hazırlamış, getirmiş. Baba önde oğul arkada yürümeye başlamışlar....
“Kendimize itimadımız elbette tamdır yiğidim! Lakin düşman ‘ben geliyorum’ diyerek delikanlıca karşımıza çıkmıyor, çıkmaz...
Eski günleri hatırladıkça keyifleniyor, Müslümanlara yapılan zulümleri hatırladıkça da yüzü daha da buruşuyor, iki tabiatlıymış gibi...
Hane-i saadetlerine geç döndü Doğan Bey. Karınca gibi tarafını belli etmişti. Fedakâr yiğitlerin gür sesleri peş peşe yankılanıyordu:...
Görünmez devletler Osmanlıya harp mi ilan etmişlerdi de kimsenin haberi yoktu? Bu hadiseler ne mânâya geliyordu? Büyümüş gözlerle etrafına...
"Tarafımı belli ediyorum efendim! Ben ateşi söndürmek isteyenler tarafındayım. Diğer tarafta ise yılan ve onun gibiler var" dedi...
“Hükümdar olduğu zaman devlet reisleri, hazret-i Süleyman'a hediyeler götürmeye başlamış. Bir karınca da bir çekirge bacağını...
Yanakları al al olmuş, yuvarlak başı beyaz bir tülbentle nazikçe örtülüydü. Ak tene, beyaz tülbent ne güzel de yakışmıştı aman...
“Osmanlı tokadı” olarak tarihe geçecek bu vuruşu öyle sertti ki, etrafta ne varsa zelzele olmuş gibi sallandı. Yoksa sallanan kendisi...
"Meğer ana ne büyük nimetmiş! Ya süt anacığım olmasaydı? O hem öz anam, hem babam, kısacası her şeyim oldu!.." İlkin üzerine...
Osmanlıda yük olmak değil, faydalı olmak mühim bir hususiyet ve çok üstün bir meziyetti. Kızcağızın eşkıya elinden kurtarılması için...
Rabbim, öz anneciğini aratmayacak ana, öz babasını aratmayacak bir baba ihsan etmişti. Bakalım zaman daha nelere gebeydi? Ahh güzel çocuk!...
Muhammed Doğan, anacığının sütünü emmeden, babacığının elinden tutmadan büyüyecekti. Mutlaka bir hikmeti vardı ama bilen yoktu. İnsan...
Tahta dolabın kapağını açtı. Emektar kitaplar boyunları bükük, bırakıldığı gibi öyle masum uykuya dalmış, okuyacak nasiplileri...
Tarihî, sosyal ve çocuk romanlarının usta kalemi Ragıp Karadayı Türkiye okurları için yazdı. Nurbanu Hatunun terk-i diyar edişinden birkaç...
Doğru îmâna kavuştuktan, doğru itikatı iyice tanıdıktan sonra sıkıntıların külfet, fedakârlığın zahmet değil rahmet olduğunu...
Dervişin biri bir dere kenarında abdest alırken suda sürüklenen ve boğulmakta olan bir akrep görür. Merhameti hat safhadadır. Bazen öyle bir...
Onun bunun peşine takılıp onlara benzemek için uğraşma! Zaten benzeyemezsin de... Her şeyi suçlamak kolaydı! Kendi kendimle mücadelem nereye...
"Kimseyi kırmayın, kırılmayın da kırgınlıklar zamanla geçer, unutulur ama izi kalır. Her hatayı silmeye çalıştım ama bazen...
Sözlerimin en ince dokunuşlarla bile yaralayabileceğinin farkındayım ama yalnız sevdiklerime değil hiç kimseye zarar vermek istemiyorum....
"En mühimiyse ebedî hayatı mamur etmektir. Hem dünyada iyi bir hayat sürmek, hem de ahireti kazanmak; hakiki mânâda MUVAFFAK olmak...
"İş, sandığınızdan çok uzun da sürebilir kısa da… Mühim olan yaptığın şeyin doğruluğuna, faydalı olacağına, güzelliğine...
Belki de insan olmanın heyecanı da devamlı kendimiz ve hayatımızın bilinmeyenlerini çözmeye çalışmamızdadır kim bilir? Her insanın...
Başımıza gelen bir hadiseyi başkalarına anlattığımızda zihnimizde devam eden hikâyemiz, hayatımızın renkli bir parçası hâline gelir....
“Akıllı insan aklını kullanandır, daha akıllı insan ise başkalarının aklını kullananlardır...” Pişmandık, hem de çook pişmandık...
Ah! Bu pişmanlık ifadesi göz yaşları… Dünün beyi, bugünün ise dilencisi komşumuzun gözlerinden akan bu yaşlar, hiçbir işe...
Seneler sonra; tesadüf bu ya… o, evimizi tutuşturan, canımızı yakan zalim komşumu; Şırnak’ta gördüm. Bir sokak başında perişan...
"Ben; Zeynep... Irak’ın Tikrit vilayetinde doğup büyüdüm. Cenab-ı Allah nasip etti huyu güzel, çalışkan, pek sevdiğim biriyle evlendim....
Hamal ne cevap vereceğini düşünürken kan ter içinde kaldı. Ve bütün bir gece melekler sordu o kıvrandı, melekler sordu o kaçacak delik...
"Ey ahali! Ey insanlar! Hepinizin yakinen tanıdığı, bildiği; şehrimizin en zengini, en itibarlısı Veli Ağa vefat etti!.." Şark tarafında...
“Pek fenayım” deyip boş elinin tersiyle alnına birikmiş boncuk boncuk terlerini siliyor. Çaresiz; başını sallıyor sadece... Bazen...
Sanki bozuk plaktı: "Kendine gel Abdullah Osman! Kendine gel!.." deyip duruyordu. Yeşil yumuşak çimenlerin üzerine oturdu. Gözlerinden birbiri...
"Sen istediğin gibi gezip tozarken yatağa mahkûm yaşayanlar var. Sen istediğini seyrederken, bütün manzarası tavan olanlar var!.." ...
Sokak aralıksız dolup dolup boşalıyordu. Birdenbire bir gürültü daha koptu. Kızıl renk 4 X 4 bir cip, bütün ihtişamıyla vınlayıp...
Gece boyunca; gözü açık uyuyan, Kafdağı'ndaki dev misali, o mor binalar, gittikçe somaki mermerden birer saray şekline giriyordu. Fâni...
Tilki, oldum olası kurttan nefret ediyordu. Şimdi de eline düşmüştü. Tilki bu, yine yapacağını yaptı. Kurda bir oyun oynayacağı için...
İyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü, sırtındaki torbayı indirdi, ağzını açtı, kurdu dışarı saldı. Birkaç dakika sonra...
"Yakınlarda bir av falan yok! En iyisi; kuvvetim iyice bitmeden uzak yerlere gideyim…” dedi, çalılıklara sperlenerek yürüdü. Heva ve...
Zaman uzadıkça uzadı. Ne gözüne uyku giriyor, ne de gece bitmek biliyordu. Kızılderili çocuğun aklından ölümün envaiçeşit ihtimalleri...
"Susmakta haklısın! O zaman ben de sana KIZILDERİLİ bir babayla oğlu arasındaki imtihandan bahsedeyim arkadaş!" - Ne yani dünya medeniyetine...
"Ben de aynı düşünüyorum! Maalesef, sevgisini belli etmeyen klasik Türk babasına sahibiz! Bu tez hepimiz için…" Arkadaşı, Abdullah'ı...
"Bana karşı hiç toleranslı olmadı! Hep suçladı, ezdi, hor gördü, yeterli bulmadı, birazcık olsun desteklemedi, sadece kırdı, incitti!.." ...
"Aynı şey! Ha benim, ha babanın bir şeyini müsaadesiz al! Sahibinden habersiz aldın mı? Aldın! İşte onun adı; hırsızlıktır..." Murat:...
Çocuksuz parklar, sahipsiz köpekler, koşan insanlar, ışıltılı vitrinler gürültülü bir megakent gecesinin çoktan başladığını haber...
Öncesiz, sonrasız ve zincirleme bir resmin zihninin boşluğunda salınımıydı her şey... Ölüm kadar soğuk bir hakikatle karşı karşıyaydı...
Fazla vakit geçmemişti ki başka bir köşeden inilti şeklinde bir nida daha duyuldu! Geriye kalan üç kandil arkadaş, ürkek, boş gözlerle...
“Ben, yabancı değil SULH-BARIŞ kandiliyim! Hani herkesin çok arzuladığı, dudaklarından hiç düşürmediği SULH yani BARIŞ var ya, işte...
Türk komşu, Yahudi arkadaşına demiş ki: "Sana bir şey soracağım komşu ama mutlaka doğru cevap ver! Yoksa sormayacağım!" Arkadaşım...