menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Milletin gördüğü son bolluk ve ucuzluk

89 0
24.08.2026

* Sultan II. Abdülhamid zamanında hayat pahalılığı meçhuldü. Son bolluk ve ucuzluk devri onun zamanında yaşanmıştır. Tabutu geçerken pencerelerden uzanan kadınlar, “Kırk paraya ekmek yediren, yirmi paraya kömür yaktıran padişahım, bizi kime bırakıp da gidiyorsun” diye gözyaşı döküyordu.

Sultan II. Abdülhamid tahta çıktığında Osmanlı Devleti çok ağır bir mali kriz içindeydi. 1875’te devlet dış borçlarını ödeyemez hâle geldi. 1877–1878 (93 Harbi) büyük yıkım getirdi. Milyonlarca muhacir Anadolu'ya geldi. Toprak ve vergi gelirlerinde ciddi kayıplar yaşandı. Harb tazminatı, maliyenin sırtına büyük bir kâbus gibi çöktü. Yani Sultan Abdülhamid, güçlü bir ekonomi devralmadı.

Buna rağmen onun zamanı (1876–1909), Osmanlı Devleti’nin siyasi cihetten en çalkantılı; fakat idari düzen, mali disiplin, istikrarlı ekonomi, sosyal refah ve amme hizmetleri cihetinden en derli toplu devirlerinden biri olmuştur.

Devlet dış baskılarla ve borç yüküyle mücadele ederken, padişah içeride mali istikrarı temine büyük ehemmiyet vermiş; buna bağlı olarak halkın gündelik hayatında hissedilir bir düzen ve nispi bir bolluk ortaya çıkmıştır.

Bu devri yaşayan ve Sultan Hamid’i seven/sevmeyen herkesin üzerinde ittifak ettiği bir şey vardır. O da her şeye rağmen bu devirdeki emniyet, bolluk, ucuzluk ve refahtır. Ondan sonra artık hiçbir zaman böylesine rastlanmamıştır.

Seven sevmeyen hemfikir

Sultan Hamid’i seven Samiha Ayverdi’den, sevmeyen, ama hakkını da yemeyen Refik Halid Karay’a kadar o zamanın sosyal hayatını anlatanların hemen hepsi bu devri bolluk ve ucuzluk devri olarak hasretle yâd ederler. O devre yetişenlerden, “Öyle bereket vardı ki, bir binbaşının evinde pişen yemekten, bir mahalle fakirlerinin karnı doyardı” diyenleri işittik.

Falih Rıfkı Atay, Sultan Hamid'in tabutu geçerken pencerelerden uzanan kadınların, “Kırk paraya ekmek yediren, yirmi paraya kömür yaktıran padişahım, bizi kime bırakıp da gidiyorsun” diye gözyaşı döktüğünü anlatır.

Refik Halid Karay der ki: “Sultan Hamid devrinde, kuşağında veya koynunda gizlice getirdiği bir miktar altın sermaye ile bir köylünün, birkaç sene zarfında, düğününe nazırlar gelecek kadar mevki, servet yapmış bir tüccar olması imkânsızdı. Yani şu harp yıllarındaki gibi çarçabuk milyoner ve nüfuz sahibi kesilmesi olacak şey değildi. Zira ticaret âlemi o devirde ananelere bağlı, zenginlik ise zamana muhtaçtı. Türedi iş adamı çok güç ve çok geç yetişirdi. (Maliyeci) babama, Sultan Abdülhamid henüz tahtında iken, bizim memlekette çok zengin denilen insanın kaç altınlık serveti vardır? diye sormuştum. Üç kişiyi istisna ettikten sonra, ötekiler en fazla 50 bin (altın) liralık adamlardır, dedi. Eski zaman zenginlerini bütün millet tanırdı. Evleri ve elleri açıktı.” (Akşam, 18/I, 29/IX/1947) Bu, basit ve mahdut, ama istikrarlı ve sosyal adaletin hâkim olduğu bir ekonomiye delalet eder.

Memlekette maarif ve imar faaliyetleri yanında, asayiş ve emniyet, ucuzluk ve bolluk yaşandı. Hayat pahalılığı meçhuldü. Sultan Hamid devri sadece bir bolluk ve ucuzluk devri değil, eski Osmanlı kültürünün, estetik ve terbiyesinin rafine olarak en son yaşandığı devirdir. Ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır.

Bütün bunlara rağmen, devrin ekonomik refahı sınırsız bir zenginlik manasına gelmez. Devlet hâlâ büyük bir borç yükü taşımakta, bazı mıntıkalar isyan ve karışıklıklarla mücadele etmekteydi. Başka memleketlerin hayal bile edemeyeceği problemlerle hemhal idi. Nüfus az ve dağınık; arazi geniş ve verimsiz; para ve sair kaynaklar mahduttu. Üstelik maarif ve imar sahasında büyük çaplı yatırımlar hazineyi emiyordu. Ancak mevcut şartlar içinde, Sultan Abdülhamid devrinin, önceki yıllara göre daha düzenli, daha istikrarlı ve halkın günlük hayatında daha emniyetli bir devir olduğu kabul edilir.

Az para, zengin piyasa

Bunun birkaç ehemmiyetli sebebi vardır:

1. Sultan Abdülhamid’in en dikkat çeken cihetlerinden biri devlet harcamalarında sıkı disiplin ve tasarruf ile gelirlerin muntazam kullanılması olmuştur. Şahsen çok tutumlu bir hükümdardı. Saray harcamalarını evvelki devirlere göre mühim ölçüde kontrol etti. Şahsî servetini de randımanlı kullanıp âdeta bir holdinge dönüştürdü. Pek çok hayratı ve amme masrafını bizzat buradan karşıladı.

Bu politika, evvelki devirlerde görülen savurganlığı azaltmış, gelir-gider dengesini muayyen bir çizgiye oturtmuştur. Büyük gösterişli projeler yerine gelir getirecek yatırımlara ağırlık verdi. Devlet bütçesini mümkün olduğunca denk tutmaya çalıştı. Bu sayede mali kriz daha fazla büyümedi. Bütçenin toparlanması, piyasadaki para akışının da istikrara kavuşmasını temin etmiş; enflasyon düşük seyretmiş, asli ihtiyaç maddelerinde........

© Türkiye