Hicaz Demiryolu: Raylarda yükselen medeniyet projesi
II. Abdülhamid Han, demir yollarını sadece yolcu ve yük taşıyan raylar olarak görmüyordu. Onun nazarında demir yolları; devlet otoritesini güçlendiren, askerî sevkiyatı hızlandıran, ticareti geliştiren, haberleşmeyi kolaylaştıran ve milletin birlik duygusunu kuvvetlendiren stratejik birer altyapı yatırımıydı. Bu anlayışla İstanbul'dan Bağdat'a, Şam'dan Medine'ye uzanan demir yolu projeleri planlandı.
Yıllar önce umreye gittiğim zaman Medine’yi ziyaretimizde, rehberimiz, kafileyi Medine Tren Garı’na götürmüştü. Binayı temaşa etmiş, çok beğenmiştim. Rehberimiz, Şam’dan kalkan trenin, çeşitli istasyonlara uğradıktan sonra, buraya kadar geldiğini belirtmişti. Demir yolu yapımında, Sultan Abdülhamid Han’ın, Sevgili Peygamberimizi (aleyhisselam) rahatsız etmemek için, demir yolu inşaatında çalışan işçilere, taş kırarken kullandıkları balyoz ve çekiçlere keçe sarılması talimatı verdiğini, demir yolu faaliyete geçtiği zaman ise, trenler Medine İstasyonu’na yaklaşmadan önce, lokomotif ve vagonların tekerleklerine aynı şekilde keçe sarıldığını anlatmıştı. Abdülhamid Han’ın, Peygamber Efendimize (aleyhisselam) gösterdiği bu büyük hürmet ve hassasiyet beni çok etkilemiş, ağlatmıştı.
Tren garının yanındaki Hamidiye-Amberiye mescidinin hikâyesi enteresandır.
Osmanlı padişahları muhtelif sebeplerden dolayı bizzat hacca gidemezlerdi. Fakat, yerlerine vekil gönderirlerdi. Sevgili Peygamberimizin aşkı ile yanan padişahlarımızdan biri olan II. Abdülhamid Han, Medine’den gelen paşalarından birini Hac vazifesi için kendisine vekil tayin etmişti. Hac dönüşünde de Sevgili Peygamber Efendimizin kabrinden amber kokan toprak getirmesini söylemişti.
Paşa Hicaz’daki vazifesini tamamladıktan sonra, dönüş hazırlıklarını yapıp trene bindi. Tren tam kalkmak üzereyken, paşanın aklına padişahın emri geldi. Hemen oturduğu yerden fırladı ve istasyonun dışına koştu. Ravza-i mutahhara uzakta kalmıştı. Aceleyle istasyonun yanında bulunan alandan bir avuç toprak alıp kadife bir keseye koydu. Trene binip İstanbul’a döndü.
Sultan Abdülhamid, paşayı huzuruna kabul etti. Raporunu sunan paşa, beraberinde getirdiği toprağı padişaha uzattı. Padişah sevinç ve saygıyla toprağı avucuna alıp burnuna götürdü. Kokladı, bir daha kokladı…. Sonra biraz hüzünle paşaya dönerek “Paşa, getirdiğin toprak amber kokuyor ama bunun miski eksik” dedi...
Bu durumda karşısında, Paşa utancından sesini çıkaramadı ve mahcup bir edayla, olan biteni anlattı. Bunun üzerine Sultan Abdülhamîd Han, Paşa’nın toprağı aldığı yere bir mescid yapılmasını emretti. Paşa “Sultanım mescide ne ad verelim? diye sorduğunda, Sultan da “Amberiye Camii olsun” dedi.
II. ABDÜLHAMİD HAN'IN ASIRLARI AŞAN ULAŞTIRMA VİZYONU
Tarih boyunca devletlerin büyüklüğü, yalnızca fethettikleri topraklarla değil; kurdukları yollar, inşa ettikleri köprüler ve diğer medeniyet eserleri ile de ölçülmüştür. Roma İmparatorluğu, asırlarca ayakta kalmasını büyük ölçüde yol ağına borçluydu. İpek Yolu, asırlar boyunca ticaret kervanlarıyla birlikte ilmi, kültürü ve medeniyeti de taşıdı.
Osmanlı Devleti'nin son devrinde inşa edilen Hicaz Demiryolu da işte bu ölçekte değerlendirilmesi gereken büyük bir medeniyet eseridir. Bu, yalnızca Şam'dan Medine-i münevvereye uzanan bir demir yolu hattı değil; Sultan II. Abdülhamid Han'ın jeopolitik vizyonunu ve İslâm dünyasını ortak bir ideal etrafında birleştirme iradesini temsil eden tarihî bir projedir.
Bugün dünya tekrar ulaştırma koridorlarını konuşmaktadır. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi, Türkiye'nin öncülük ettiği Orta Koridor, Kalkınma Yolu Projesi, Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru ve yeni enerji hatları, XXI. yüzyılın global rekabetinin merkezinde yer almaktadır. Devletler artık biliyor ki; ticaret yollarını kontrol edenler, sadece ekonomik güç değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik üstünlük de elde etmektedir.
Sultan II. Abdülhamid Han, bundan yüz yirmi sene evvel aynı gerçeği görmüş ve demir yollarını devletin hayat damarları olarak değerlendirmişti. Onun devrinde, yapımına başlanan Anadolu Demiryolları, İstanbul-Bağdat Demiryolu ve Hicaz Demiryolu birbirinden bağımsız yatırımlar değildi. Bunlar, Osmanlı Devleti’nin dört bir yanını birbirine bağlayan büyük bir stratejinin parçalarıydı.
BİR DEMİR YOLU DEĞİL, BİR DEVLET POLİTİKASI
II. Abdülhamid Han, demir yollarını sadece yolcu ve yük taşıyan raylar olarak görmüyordu. Onun nazarında demir yolları; devlet otoritesini güçlendiren, askerî sevkiyatı hızlandıran, ticareti geliştiren,........
