menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arafta taş kesilen uçuk tanrı ve tanrıçalara…

4 0
yesterday

Sen, evet sen çekip gittin, yalandan olsa bile geriye dönüp bakmadan. Yenilgilerimi umursamadan öylece kendi yoluna gittin, bildiğim bütün çölleri aşıp gelen öldürücü kara kuru güney rüzgarları gibi esip gürlemeden çekip gittin. Ölümcül fırtınalarına yenilmiş her dağ gibi, aşkla yaslandığım son sırt gibi can derdine düşüp sessizce yana çekilip gittin. Bir defa daha yalnızlığıma sığındım, bir defa daha kendi yoluma kervan oldum, sonu belli bu kavga kimin umurunda. Her mevsimine bittiğim çılgın Fırat’a açılan derin vadilere, bir çırpıda aşıp geçen yüksek dağlara hayat olan aşkına tanık oldum bir defa senin Reşê, senin olmadığın sabaha, sabahlara çıkacağmdan adım kadar eminim. Her akşam vakti seyreylediğim gizem dolu senin günbatımlarından hemen önce, belki de hemen sonra yakalayacağm seni, buna emin olabilirsin dağların kaçığı Reşê, su kadar sevdiğim sırtım. Her bir tarafı sen kokulu vadi tabanındaki güzelim Şahmir’in bilge dedesi Ap Aziz’in diyarından vurup gittiğimiz Derik’in muhteşem sırtlarını nasıl unutabilirim ki, sen söyle. Taşa bile can olmuş yaşam ağacına uğramadan, dört gözle seni bekleyen ilk duacı kaçığı görmeden, hala bende emanet duran selamını artık zar zor duyan kulaklarına fısıldamadan nasıl geçip gidebilirim ki buralardan baş belam. Ne doğu, ne batı diye diye arafta taş kesilen uçuk tanrı ve tanrıçaların güneşe durduğu, belki de kiyamete kadar güneşe duracağı girilmez........

© Tigris Haber