menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Başkanlığın dokuzuncu yılı

47 0
16.04.2026

Son dokuz yılınız nasıl geçti?

Hayatınız eskisinden daha mı iyi oldu?

Kendinizi daha mı güçlü hissediyorsunuz ya da daha güvende?

Çocuklarınızın geleceği için endişeleriniz hiç kalmadı mı?

İşleriniz tıkırında mı?

Banka hesaplarınız kabardı, tapularınız arttı, arabalarınız yenilendi mi?

Hiç gözaltına alınmadınız, hiç tutuklanmadınız, sosyal medyada yazdığınız bir cümle ya da sokakta uluorta sarf ettiğiniz bir laf yüzünden başınız hukukla hiç belaya girmedi mi? Ağzınızı açamayacak, hakkınızı arayamayacak, fikrinizi savunamayacak hale gelmediniz mi?

Anayasal haklarınızın elinizden alındığını hiç fark etmediniz mi?

Medyanın iktidar elinde oyuncak olduğunu, yargının bir maşaya döndüğünü ve korkutularak yönetilen bir halkın gün geçtikçe daha da derin bir sessizliğe gömüldüğünü hissetmediniz mi?

Korkmuyor musunuz?

Evsiz kalmaktan, işsiz kalmaktan, hastanelerden randevu alamamaktan, çocuğunuzu okutamamaktan, dilediğiniz gibi bir hayat yaşayamamaktan… ölmekten, sürünmekten, sefil olmaktan?

Yarını görememekten, ülkenin savaşa girmesinden, sokakların bir anda kabusa dönmesinden?

Demokrasinin, adaletin, fırsat eşitliğinin, ekonomik refahın, sulhun, huzurun adını bir daha duyamamaktan?

Şu son dokuz yılda ülkenin başına gelenlerin hesabının hiç sorulmayacak olmasından, beterinin kapıda beklemesinden?

Geleceği görememekten ve gördüklerinizin de sizi ölümüne tedirgin etmesinden?

Öfkelenmiyor musunuz?

Bir zamanlar başkanlık sisteminin parlamenter sistemden çok daha iyi olduğunu savunanlara?

“Bir de bunu deneyelim, kaybedecek neyimiz var?” demiş olanlara?

“Dünya başkanlık sisteminin iyi örnekleriyle dolu” diyerek maceraya atılamaya gönül verenlere?

“Beceriksiz koalisyonlar yüzünden sistem tıkanıyor, başkanlık sistemi bu tıkanıklıkları açacak, bürokratik hımbıllık bitecek, ülkeye dinamiklik ve istikrar gelecek” diyenlere?

Teröre karşı daha güçlü olunacak, bölücülükle mücadele kazanılacak sananlara?

Askeri vesayetle nihayet hesaplaşılacak diye sevinenlere?

Geçmişle hesaplaşmak uğruna başlarına gelmekte olanı hiç hesaplamayanlara?

Güçlü bir liderin dünyaya meydan okumasından medet umanlara?

Ve merak etmiyor musunuz?

Bu halkın;

Hem bir siyasal parti başkanı olan hem de yürütme gücünü elinde tutan bir liderin ne anlama geleceğini…

Meclis denetimi zayıf bir sistemde bu gücün nasıl sonuçları olacağını…

Yasama ve yürütme dengesinin bozulmasının bedellerini…

Tek başına kararname çıkarma yetkisi verilen bir başkanın kimlere neler neler edebileceğini…

Denetim mekanizmaları zayıflatılan ve atamalarla şekillendirilen bir yargının neye dönüşebileceğini…

Yargının bağımsızlığını kaybetmesinin ne anlama geldiğini…

Karşısında güçlü bir denge mekanizması kalmayan bir muktedirin niyetlerini…

Sistemin istikrar değil kriz üreteceğini…

Ve zaten asıl amacın sistem değil rejim değiştirmek olduğunu… nasıl olup da idrak edemediğini ve bundan tam dokuz yıl önce bugün referanduma gidip de başkanlık sistemi getiren yeni anayasaya yüzde 51 oranında evet diyerek güle oynaya iktidarı tek adam rejimine kendi elleriyle nasıl olup da verdiğini?

Evet bu ülkenin yüzde 48’i yani yarısı başkanlık sistemine hayır dedi ama diğer yarısı da evet dedi.

Hiç düşündünüz mü ülkeyi tam ortadan ikiye bölerek bir felakete sürükleyen o şuursuzluğun çekirdeğindeki neden neydi?

Bu bir soru değil.

Bu bir yüzleşme daveti.

Bir ihtimal… Bugüne kadar önerilen ezber yüzleşmelerin tam aksi istikameti.


© T24