menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir cinayet, bin İftira: Narin Güran dosyasında medyanın vicdanı

19 0
12.07.2026

Suskunlukla BaşlayalımBir çocuk öldürüldü.Sekiz yaşında bir çocuk.Narin Güran.

Bu cümlenin karşısında önce susmak gerekir. Çünkü bazı ölümler, hakkında konuşmaya başlamadan önce insanın kalbini durdurur. Bir çocuğun öldürülmesi sadece ceza hukukunun konusu değildir. Bir toplumun vicdanının, devletin hakikat arama sorumluluğunun, medyanın ahlâkının ve hepimizin dilinin sınandığı ağır bir hadisedir.Narin Güran davası da böyle oldu.

Mahkeme Değil, Medya Yargıladı

Fakat bu davada sadece bir çocuğun ölümünü konuşmadık. Daha doğrusu, maalesef sadece onu konuşamadık. Dosya ilerledikçe ekranlarda, sosyal medyada, haber sitelerinde ve mahalle dilinde başka bir şey daha dolaşıma girdi: aile fertlerinin iffetine, mahremiyetine ve insan onuruna yönelen ağır söylentiler.

Anne hakkında, ağabey hakkında, aile içi ilişkiler hakkında insanın yazarken bile zorlandığı iddialar üretildi. Bazıları televizyon stüdyolarında konuşuldu. Bazıları sosyal medyada yayıldı. Bazıları “iddia” kelimesinin arkasına saklanarak dolaşıma sokuldu. Bazıları ise zamanla toplumun zihninde “olmuş olabilir” düzeyinden “herhalde doğrudur” düzeyine geçti.

İşte asıl mesele burada başlıyor.

Bir çocuk cinayetini aydınlatma arzusu, insan haysiyetini parçalama hakkı vermez. Adalet talebi, iftira ruhsatı değildir. Failin bulunmasını istemek, bir annenin veya ağabeyin iffetine delilsiz söz söylemeyi meşru kılmaz. Bu Dava Bize Nûr Sûresini Yeniden Okutmalı.Nûr sûresi, bize tam da bunu öğretir.

Nûr sûresindeki iftira ayetleri sadece geçmişte yaşanmış bir hadisenin tarihî kaydı değildir. Onlar, toplumun dil ahlâkını terbiye eden ebedî ölçülerdir. Bir insan hakkında ağır bir söz duyduğumuzda ne yapacağız? Hemen inanacak mıyız? Paylaşacak mıyız? “Bir şey vardır herhalde” mi diyeceğiz? Yoksa durup delil mi isteyeceğiz?

Kur’an’ın uyarısı çok sarsıcıdır: İnsanlar bazen ağızlarında dolaştırdıkları sözü hafif sanırlar; oysa o söz Allah katında büyüktür.Bugün bu ayeti televizyon stüdyolarına, sosyal medya hesaplarına, haber sitelerine, WhatsApp gruplarına ve kendi dilimize indirmek zorundayız.

Narin Güran dosyasında medyanın ve sosyal medyanın dili bu imtihanı büyük ölçüde kaybetti. Gazeteci Faruk Bildirici’nin medya eleştirilerinde de gösterildiği gibi, dosya etrafında birçok haber ve iddia sonradan tartışmalı, yanlış veya temelsiz hâle geldi. Dosyada ispatlanmayan ve medyada dolaşıma sokulan oldukça mahrem içerikli iddialar başta olmak üzere, birçok ağır söylenti kamuoyunda dolaşıma sokuldu. Bianet’in derlediği medya değerlendirmesinde de, “yasak ilişki” iddiası dâhil bazı haberlerin sonradan yanlışlandığı veya mahkemede doğrulanmadığı ifade edildi.

Burada şu ayrımı net kurmalıyız:Cinayet isnadı ayrı şeydir.İffet isnadı ayrı şeydir.Yargılama ayrı şeydir. Medya söylentisi ayrı şeydir.

Bir kişi cinayet davasında sanık olabilir. Hakkında mahkûmiyet kararı da verilebilir. Fakat bu durum, onun hakkında doğrulanmamış cinsel içerikli söylentileri yaymayı meşru kılmaz. Bir mahkeme kararı, medya tarafından daha önce dolaşıma sokulmuş her söylentiyi otomatik olarak hakikat hâline getirmez.

Narin Güran davasında Yargıtay 1. Ceza Dairesi, anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarını onadı. Nevzat Bahtiyar yönünden ise verilen önceki ceza, eylemin “nitelikli kasten öldürmeye yardım” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle........

© Serbestiyet