menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Suriye’de kimler kazandı, kimler kaybetti?

24 0
31.01.2026

“Amerikalılar Kürtleri yine sattı” ; Türkiye’de analiz kılıfına sokulmuş bu sefil sevinç, 30 Ocak 2026 tarihinde Amerikalıların ve Fransızların arabuluculuğunda Şam’da imzalanan antlaşmayla yine kursaklarda kaldı. “Ey Kürtler, sizi ezsek de dilinizi yasaklasak da yaşadığınız yeri, çocuklarınızın adını bile değiştirsek; bunlardan gına gelip dağcılığa merak salsanız ve sizleri oralarda bile gelip katletsek de bizden iyi efendi bulamazsınız “şuuraltıyla ya da şuursuzluğuyla artık bunaltan “Batı sizi sattı, satacak” nakaratlarının nihayet kesilmesinden bile bu antlaşmaya sevinmemek mümkün mü?

Bu 23 günde Türkiye’de Kürt dostu denebilecek bir iki mecradan olan Serbestiyet’in sitesi bile Dışişleri bültenine döndü; bir ara Hakan Fidan görevini bırakıp Serbestiyet genel yayın yönetmenliği koltuğuna oturdu zannettik. Eğer bu cümleyi şu an Serbestiyet sitesinden okuyorsanız endişe etmenize gerek yok; Yıldıray Oğur hâlâ Serbestiyet’in başında, Serbestiyet adına yaraşır şekilde yine de yoluna devam ediyor olduğunu görüyorsunuz ve beni bu abartılardan dolayı yadırgayabilir; yine de “en iyisi burası” deyip buraya Patreon’dan ya da YouTube’dan destek olabilirsiniz.

Tabii her şey bu kadar da kötü olmadı; hiç değilse ilginç teselliler duyduk. Mesela Etyen Mahçupyan, iyi kalpli insan refleksiyle geçen hafta kaybetmiş gibi duran üzgün Kürtlere; “15 milyar dolarlık ekonomisinin sunacağı müthiş eğitim fırsatıyla kendinizi geliştirme şansı verecek bir Suriye sayesinde İlluminati’ye kadar yükselebilirsiniz, tozu toprağı ne yapacaksınız, bırakın bu işleri artık” tavsiyesi verdi. Yahudi bankerlerin hırsından günah keçisi ilan edilip 6,5 milyonu fırınlara girmiş Yahudilerin o zamanlar “ne kadar akıllıca bir iş yaptığını”, asıl “şu an yanlış yolda olduklarını” anlattı; böyle işlere tevessül etmekte bir fayda olmadığını bir güzel tembihledi.

Esasında etik olarak Türkiye’de yaşayanlar için bu meseleyi ele alırken her şey çok basitti ve cevabı tek bir soruda gizliydi. Soru şudur:

Bu kanlar henüz dökülmeden, kaostan bir hafta önce, mesela 7 Ocak 2025 tarihinde bir Türk’e, ailesiyle yaşamak için sadece iki yer seçme şansı olduğunu sorsak ve önüne Musul mu yoksa Erbil mi, ya da İdlib mi yoksa Qamışlo mu diye sorsaydık, cevabı eğer ağır derecede Selefi itikadına bağlı değilse açık şekilde Kürt şehirleri olacakken, buna rağmen bu bölgelere saldırılmasından yok edilmesinden memnun olmasını katıksız bir Kürt düşmanlığından başka ne açıklayabilirdi…

Doug Milles’ın Trump’ın kulağını sıyırdığı mermiyi yakaladığı an-13 Temmuz 2024 Ve belki de Suriyeli Kürtlerin de kaderinin değiştiği an.

Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde Iraklı ve Suriyeli Kürtler Afrin’i, Kerkük’ü, Tel Abyad’ı, Serêkaniyê’yi Munbiç’i ve daha birçok yeri kaybetmişlerdi. İkinci döneminde ise Arapların yaşadığı birçok yer yine Kürtlerden Araplara geçti. Bağımsızlık referandumu hikayesinde Brett Mcgurk suçlansa da Trump’ın da hoşuna gitmedi yeni bir devlet fikri.Yani her başkan olduğunda Kürtlerin kaybettiği bir uğursuz sarışın var karşımızda. Sadece bu bile devletlerin, hatta en büyük devletin bile çok uzun ve derin planlarının mevcut olmadığını göstermesine rağmen, “Amerika devletlerle çalışır” gibi uluslararası ilişkiler bölümünde okuyan öğrencilere söylenmesinden fazla yararı olmayan laflar, 23 gün içinde en havalı olanlarıydı. Kürtlerin menfaati konusunda Demokrat–Cumhuriyetçi ayrımı olmasa da, en büyük Kürt kazanımı sayılabilecek Irak Kürdistan Yönetimi zamaninda Başkan Bush’un tam desteğini alsa da, Trump Cumhuriyetçiler için bile bazı konularda tam bir baş belası. Nazi Almanyası’nda bile bugünün Amerika’sından daha fazla devlet aklı ve kurumların gücü vardı.

Jim Mattis Kandahar’da

Kendi gibi emlakçı olan ve Türkiye’yi memnun etmeyi görev listesinin başına yazan 40 yıllık dostu Tom Barrack’a tam yetki veren Trump, ilk döneminde de Kürtleri yüzüstü bırakmaya çalışırken Suriye’nin o zamanki asıl patronu Vladimir Putin’i memnun etmek istemişti. O zaman henüz bir diktatöre dönüşmemiş Trump’a, zamanın Savunma Bakanı “Mad Dog” lakaplı, ta Irak operasyonlarından Kürtlerle gönül bağı güçlü Jim Mattis, Brett McGurk ve Pentagon büyük engeller çıkarmış; Amerikalılar Suriye’de kalmaya devam etmişti. Dönemin Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın “YPG’lileri kazdıkları çukura gömeceğiz” lafından hiddetlenip Beyaz Saray’a çıkarma yapan Jim Mattis, vefa sözcüğünden, müttefik olmanın saygın prensiplerinden bihaber Donald Trump’ın lakayt ve küstah tavrını görünce istifa etmiş; dönemin The New York Times dâhil büyük gazetelerinde bu Cumhuriyetçi askerin tavrına büyük övgüler yapılmıştı. Kütüphanesinde sadece tarih ve askerî stratejiler üzerine okuduğu 7 bin küsur kitabı olan, okurluğuyla nam salmış bu müstesna adam Suriye’deki en vahşi operasyonlar sırasında ABD’nin Savunma Bakanı’ydı ve bugün bile derin ve ağır bir saygıyla hatırlanırken, ABD’yi iyice kişiliksizleştiren Donald Trump sayesinde şu an hiç kimse ABD’nin Savunma Bakanı’nı tanımıyor;........

© Serbestiyet