menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Silaha para var, hayata yok

23 0
19.04.2026

Avrupa son yıllarda yeni bir güvenlik siyaseti kuruyor. Her yerde aynı kelimeler dolaşıyor: Savunma, hazırlık, caydırıcılık, stratejik özerklik. Avrupa Komisyonu’nun 2025’te açıkladığı Readiness 2030 planı, savunma için 800 milyar avronun üzerinde bir seferberlik hedefliyor. Bunun önemli araçlarından biri de, üye ülkelere savunma yatırımları için 150 milyar avroya kadar kredi sağlayacak SAFE programı. SIPRI verilerine göre Avrupa’nın askeri harcamaları 2024’te yüzde 17 arttı ve 693 milyar dolara ulaştı.

Kısacası Avrupa, güvenlik denince para buluyor. Hem de tereddütsüz buluyor.

Ama aynı Avrupa, insanların gündelik hayatı söz konusu olduğunda aynı kararlılığı göstermiyor. Oysa emekçiler için güvenlik yalnızca sınırların korunması değildir. Güvenlik, ay sonunda kirayı ödeyebilmektir. Hastalandığında doktora ulaşabilmektir. Evini ısıtabilmektir. İşini kaybettiğinde hayatının bir anda dağılmamasıdır. Yani güvenlik, gündelik hayatın sürdürülebilir olmasıdır. Bugün Avrupa’da tam da bu güvenlik zayıflıyor.

Hayat pahalılığı bu zayıflamanın en görünür yüzü. Eurofound verilerine göre 2024’te Avrupa’da hanelerin yaklaşık yüzde 30’u ay sonunu getirmekte zorlandığını söylüyor. Bu, fiyatların biraz artmasından ibaret bir mesele değil. Bu, ücretin daha ay ortasında erimesi demek. Markette, faturada, ulaşımda ve çocuk masrafında her gün yeniden hissedilen bir daralma demek.

Barınma krizi de artık geçici değil, kalıcı bir toplumsal sorun. Eurostat’a göre 2024’te Avrupa Birliği’nde insanların yüzde 8,2’si gelirinin en az yüzde 40’ını konut için harcamak zorunda kaldı. Aynı yıl nüfusun yüzde 9,2’si evini yeterince ısıtamadığını bildirdi. Yani milyonlarca insan için mesele artık “daha iyi yaşamak” değil; temel hayat koşullarını koruyabilmek. Kira, enerji ve yaşam maliyeti yükselirken en büyük yük yine işçilerin, kiracıların, gençlerin ve göçmenlerin sırtına biniyor.

Bu tabloyu anlamak için büyük strateji belgelerine değil, sıradan bir iş gününün sonuna bakmak yeterli. Akşam vardiyasından çıkan bir işçi düşünelim. Eve dönerken markete uğruyor, elindekini sepete değil hesaba göre koyuyor. Çocuğu birkaç gündür öksürüyor ama aile hekiminden erken randevu........

© sendika.org