Genel greve doğru: Hollanda'da 3 Temmuz grevi sermayeye güçlü bir yanıt oldu
Avrupa'da sosyal devlet tasfiye ediliyor
Kapitalizm, tarihinin yeni ve daha sert bir evresinden geçiyor. Avrupa'nın onlarca yıl boyunca "refah devleti" olarak örnek gösterilen ülkelerinde, işçi sınıfının uzun mücadeleler sonucunda elde ettiği sosyal ve ekonomik haklar birer birer tasfiye ediliyor. Emeklilikten işsizlik sigortasına, sağlık güvencesinden toplu sözleşme haklarına kadar onlarca kazanım, bugün sermayenin yeni saldırılarının hedefi haline gelmiştir.
Bu saldırılar rastlantı değildir. Geçici bir ekonomik krizin ya da bütçe açığının sonucu da değildir. Bugün Avrupa'nın hemen her ülkesinde aynı politikalar uygulanıyor. Bir yandan milyarlarca avro silahlanmaya, NATO bütçelerine ve savaş hazırlıklarına ayrılırken, diğer yandan işçi ve emekçilerin yıllarca ödedikleri primlerle oluşturdukları sosyal güvenlik sistemleri "yük" olarak gösteriliyor. Dün işçi sınıfının mücadelesi karşısında vermek zorunda kaldıkları hakları, bugün geri almak istiyorlar. Çünkü kapitalizmin krizi derinleştikçe, sermayenin kâr hırsı da büyüyor.
Silah tekelleri, uluslararası finans çevreleri ve büyük sermaye grupları daha fazla kaynak talep ediyor. Bu kaynaklar ise gökten inmiyor. Fatura yine işçi sınıfına çıkarılıyor. Ücretler baskılanıyor, emeklilik hakları budanıyor, sosyal güvenlik sistemleri daraltılıyor ve kamusal hizmetler özelleştiriliyor. Savaş ekonomisi büyürken sosyal devlet küçültülüyor.
Burjuvazinin en büyük korkusu örgütlü işçi sınıfıdır
Kapitalist sınıfın en büyük korkusu ne ekonomik krizdir ne de seçimlerdir. Onların asıl korkusu; örgütlü, bilinçli ve mücadele eden bir işçi sınıfıdır. Çünkü tarih göstermiştir ki, üretimden gelen gücünü kullanan örgütlü işçiler karşısında hiçbir sermaye düzeni kendisini uzun süre güvende hissedemez.
Bu nedenle sendikaların etkisizleşmesini istiyorlar. İşçilerin yalnızlaşmasını istiyorlar. İşyerlerinde örgütsüzlüğün yaygınlaşmasını istiyorlar. İşçilerin birbirine güvenmemesini istiyorlar. Çünkü parçalanmış bir işçi sınıfını yönetmek kolaydır. Birleşmiş bir işçi sınıfını ise durdurmak zordur.
Bugün işçi ve emekçilerin ekonomik ve demokratik haklarını savunabilecek en önemli kitlesel örgütler sendikalardır. Elbette sendikalar tek başına bütün sorunları çözemez. Ancak işçi sınıfının örgütsüz bırakılması halinde, sermayenin saldırılarının önünde hiçbir ciddi engel kalmayacaktır.
Bu nedenle sendikaları güçlendirmek yalnızca ücret mücadelesi değildir. Bu, aynı zamanda demokrasiyi, sosyal hakları ve geleceği savunma mücadelesidir.
İşçi sınıfını bölmenin en eski silahı: ırkçılık
Sermaye sınıfı yalnızca ekonomik saldırılarla yetinmiyor. Aynı zamanda işçi sınıfını kendi içinde bölmeye çalışıyor. Bugün Avrupa'nın birçok ülkesinde göçmen karşıtlığı ve ırkçılığın sistemli biçimde yükseltilmesi tesadüf değildir. Çünkü aynı fabrikada çalışan iki işçi birbirini kardeşi olarak görmeye başladığında, sermayenin bölme politikaları boşa düşer.
Bu yüzden "yerli-yabancı", "biz-onlar" söylemleri........
