menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çin devriminin 77. yıldönümünde Rusya ve Çin devrimleri üzerine

16 0
01.10.2026

MI6’nın bir önceki şefi, Londra’da bir Türk gazeteciye verdiği mülakatta “Soğuk savaş dönemindeki gücümüzü geri kazanacağımız stratejik bir hamle gerekiyor. Rusya da bizimle benzer bir düşünce içinde” derken önemli bir tespit yapıyor. Gerçekten de Rusya’nın özellikle Ukrayna savaşından beridir kendi geçmişine büyük bir özlem duyduğunu görüyoruz. İstihbarat şefi, Çin için ise, “Batı’nın zayıfladığı fikri 2008 küresel mali krizinden beri Çinlilerin zihnine yerleşmiş durumda. Ama bu konuda kendilerini çok haklı görmemeliler” diyor. 

Rusya her ne kadar bugünkü kafa yapısıyla geçmişteki muazzam politik gücünü birleştirmek istiyor, ama bunun imkânsızlığını görüyorsa da gördüğü diğer bir gerçek bu hayalini Çin’in gerçekleştirmiş olduğudur. Aslında Çin, Rusya’nın “keşke şimdiki aklım olsaydı” diyerek hüzünle yâd ettiği kaybedilmiş geçmişini bugün yaşatmaktadır. Sosyalizmin yıkılmadığı ancak bugünkü şartlarda alacağı ulusalcı-Avrasyatik versiyonuyla büyük ölçekli bir ekonomi, Rusya’nın özlemini çektiği şeydir. Rusya şimdi bunu Çin’in başardığını görüyor. Rusya, SSCB’nin dünya halklarının geçmişteki geleceği olduğunu, Çin’in de dünya halklarının bugünkü geleceği olduğunu düşünmekten kendini alamıyor. 

Rusların aksine Çin devrimi başından beri tarihçilerin “Longue Duree” dedikleri uzun bir süreye yayılarak gelişmiştir. Longue Duree kavramı, Çin devriminin doğrudan sosyalist nitelik taşımayacağı ancak uzun bir süre, - Mao’nun 1947’nin sonunda işaret ettiği gibi- temel özelliğinin antifeodal ve antisömürgeci olarak kalacağına işaret ediyordu. 

Rus devrimi karşısında, Çin, kapitalist toplumdan henüz yeni çıkmış bir toplum değil, emperyalizmin sömürgeci boyunduruğundan bağımsızlığını yeni elde etmiş feodal bir toplumdu. Çin devriminin karakterini ve sosyalist inşanın görevlerini değiştiren en temel farklılık işte buydu. 

Rus ve Çin devrimlerinin başlangıçtaki beklentileri çok farklıydı. Revizyonizm eleştiricilerinin göz ardı ettiği bir noktadır bu. Rus NEP’ine “zorunluydu” diyerek belli bir toleransla yaklaşanlar Çin’in uzun ya da uzatılmış NEP’ine karşı çok hızlı, erkenden olumsuz tavır takınmışlardır. Çin’in uzatılmış NEP’i en azından başlangıç aşamasında bu kadar sol eleştirileri hak etmemektedir. Çünkü Rus devriminin önünde Çin gibi, ulusun yeniden doğuşunu sağlayacak bir görevi yoktu! Çin devrimi, ulusal kurtuluş mücadelesiyle sosyal devrimin ardışık olarak gerçekleştiği bir devrimdir. Rus devriminin Çin devrimi gibi diğer uluslarla eşit olma gibi özel bir görevi de yoktu. Sonuçta Çin devriminin doğrudan sosyalist nitelik taşımaması, öncelikle bağımsızlık, özgürlük, eşitlik ve toprak sorunu gibi demokratik görevleri hayata geçirmesi gerekiyordu. Özellikle Rusya ile karşılaştırıldığında, Çin’in önünde hala antifeodal görevler olması, onun kapitalist üretim ilişkilerini belli seviyelerde geliştirme ihtiyacını gerektirmiştir. Çin, Rusya gibi kapitalist toplum içinden değil, yarı-sömürge, yarı-feodal bir toplum içinden çıkmıştır. Çin NEP’inin daha uzun sürmesinin nedeni budur. Bizim eleştirimiz Çin NEP’inin uzun sürmesi değil, bu politikayı kapitalizme teslim olmaya kadar vardırması ve sosyalizmin ilk aşamasını “100 yıl bile sürebilir” diyerek belirsiz bir geleceğe ertelemesidir. 

Çin ve Rus deneyiminin sonuçları esaslı bir şekilde farklıydı. NEP’e sadece yedi yıl sonra Stalin döneminde gelişen kapitalizm tehlikesine karşı bürokrasinin bir savunma tepkisiyle, yerine ekonominin yeniden millîleştirilmesi ve tarımın cebri kolektifleştirilmesi koyularak son verilirken, Çin bürokrasisinin çoğunluğu Kültür Devrimi’nin ‘aşırı sol’ taşkınlıklarıyla travma geçirdikten ve Çin devrimi tehlikeye düşürüldükten sonra durumu en iyi şekilde kendi yararına değerlendirmeye çağrılmalarından ötürü, ekonomik dönüşümü hayata geçirmek için büyük gayret göstermişti. Çin’in NEP’i ekonomiyi hızla büyütmüş, Çin’i yoksulluktan kurtarmış ama diğer yandan bürokrasinin burjuvalaşmasını ve bununla bağlantılı muazzam bir yolsuzluğu beraberinde getirmiştir. 

1949, antisömürgeci, antifeodal bir devrimdir. Toplumsal karakteri güçlü, burjuva demokratik bir devrimdir. Bu anlamda nesnel hedefi kapitalizmin gelişiminin önünü açmaktı.  

ÇKP’nin iktidarı almasından dört yıl sonra, 1953’te köylerde başlayan kolektifleştirme, Sovyetlerden farklı olarak, köylülerle köklü ilişkiler sayesinde sorunsuzca, cebri yöntemlere başvurulmaksızın gerçekleşti. “Büyük İleri Atılım” (BİA) (1958-62), makine merkezli endüstriyel süreçler yerine emeğe güvenerek tarım ve sanayinin aynı anda geliştirilmesini öngörüyordu. Uzmanlığı ve maddi teşvikleri arka plana atıyordu. BİA’da tarım ürünlerinin satışından elde edilen sermayenin ağır sanayiye yönlendirilmesi........

© sendika.org