Huruf-u Mukattaâ veya Kozmik Bilgilerin Şifreleri (1)
Kur’an nazil olduğu zaman Arap yarımadasında belağat ve şiire karşı şiddetli bir rağbet vardı. Yani ceziretü’l-Araptaki edipleri mağlup edebilecek seviyede edebiyat ve belağata malik olmayan biri Araplara kendi davasını kabul ettiremezdi.
Onun için Kur’an, Arap şair ve belağatçıların parmaklarını ısırtacak, belağatı karşısında secdeye gitmelerini sağlayacak seviyede edebi bir ihtişamla nazil olmuştu. Kısa süre içerisinde Hz. Muhammed’in (asm) Kur’an’daki ayetlerle Mekke’nin en meşhur entellektüellerini etkileyecek seviyeye gelmesini sağlayan en temel faktör, Kur’an’ın yüksek bir belağat seviyesine haiz olmasından kaynaklanıyordu.
Şairler şiirleriyle insanların hayal dünyalarına hitap etmekten öteye gidemiyorlardı. Kur’an ayetleri ise nazımdaki harika belağatın dışında, insanın hem aklını, hem de ruhunu doyurup etkiliyordu.
Kısa süre içerisinde Hz. Muhammed (asm), Mekke’nin entelektüellerini adeta esir almıştı. Kur’an ayetleriyle onlara meydan okuyordu. Onların itikadi paradigmaları olan Allah’a şerikler yapıp ahireti inkar etmenin mantıksızlığını, Kur’an ayetleriyle anlatıp Hz. İbrahim’in sahih akidesini toplumda tekrardan tesis ederek meydan okuduğu halde, onların adeta şan ve şereflerini yerle bir ettiği halde, müşriklerden Kur’an’a mukabele edebilecek tek bir kişi bile çıkamıyordu. Kur’an’ın edebi etkisi o kadar etkiliydi ki Mekke’nin haber manşetlerini artık Hz. Muhammed’e nazil olan Kur’an ayetleri belirliyordu. Bu manşetler sadece Mekke’de kalmıyor, civar şehir hatta ülkelere bile yansıyordu.
Bu manşetlerin içerisindeki hakikatlerden etkilenen Mekkeliler yavaş yavaş İslamı seçiyorlardı. Durum o kadar ciddileşmişti ki Mekke’nin sosyal dengelerini sarsacak boyuta gelmişti. Mekke’nin ileri gelenleri Kur’an’a entellektüel formatta bir cevap........
