Meleklerin Tesbih ve Takdisi Çerçevesinde Kur’anî Bazı Sırlar
Kur’an’da Kullanılan İbrânî Kökenli Zannedilen Lafızların Arapça Kökleri ve Vezinlerinin Tespiti-4
Kur’an-ı Hakîm’de insanın yaratılış serüveni ve bu yaratılışın sırrı bahsi çok yerlerde işlenir. Konu mühim ve hakikat büyük olduğu için mesele farklı cihet ve cepheleri ile sunulur. Bakara suresinde şöyle bir detay bulunuyor: Melekler, Hz. Âdem (AS) şahsında insanoğlunun yaratılış sırrını öğrenme amaçlı olarak Cenab-ı Hakk’a bu yaratılışa hilkat âleminin kemali açısından lüzum olup olmadığını öğrenme sadedinde “Etec’alu fîha men yufsidu fîha ve feskidü’d-dimâe ve nahnu nüsebbihu bihamdike ve nükaddisu lek”[1] (Yerde fesad çıkaracak ve kan dökecek birilerini mi yaratacaksın? Biz Seni hamd ile tesbih ve takdis ediyoruz) derler.
Bu âyette melekler Allah’a kendilerinin tesbih, takdis ve hamdlerini beyan ediyorlar. Meleklerin tesbih ve takdislerinin keyfiyetine dair bir nümune “Subbûhun Kuddûsun Rabbü’l-Melâiketi ve’r-Rûh” cümlesidir. Bu cümlenin meleklere aidiyetini gösteren Hz. İbrahim (AS) ile ilgili kıssa şu şekildedir:
Rivâyete göre İbrâhîm -aleyhisselâm-’ın 12.000 hayvandan oluşan sürüleri vardı. Bu sürüleri koruyan pek çok da muhâfız köpeği vardı. Dünyâya râm olanları tahkîr için köpeklerin boyunlarına altından tasma taktırırdı.
Cebrâîl -aleyhisselâm-, insan kılığında geldi: “–Bu sürüler kimin?” diye sordu.
İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Rabbimin. Ben de emânetçisiyim!” dedi.
Cebrâîl -aleyhisselâm-: “–Bana satar mısın?” dedi.
İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Rabbimi bir kere zikret üçte birini, üç kere zikret; tamamını vereyim!
Cebrâîl -aleyhisselâm-: "Subbûhun, Kuddûsün, Rabbul melâiketihî ve'r-rûh." dedi.
İbrâhîm -aleyhisselâm-: “–Al, hepsi senin, al, götür!” dedi.
Cebrâîl -aleyhisselâm-:“–Ben meleğim, alamam!” dedi.
Bunun üzerine İbrâhîm -aleyhisselâm-:“–Sen meleksen, ben de “Halîl”im. Verdiğimi geri alamam!” dedi.
Nihâyet İbrâhîm -aleyhisselâm- sürüleri sattı. Geniş bir arâzî aldı. Onu müslümanların istifâdesi için vakfetti. Böylece vakıf, İbrâhîm -aleyhisselâm- ile başlamış oldu.[2]
Hz. Peygamber’in (SAV) namazlarda secde ânında bu tesbih ile Allah’ı tesbih ve takdis ettiği Hz. Aişe (R.Anhüma) tarafından mervîdir.[3] Yine Hz. Aişe’den (R. Anhüma) Resûlullah’ın yataktan kalkınca onar defa okuduğu dua ve zikir içinde şu cümlelerin de yer aldığı rivayet edilmiştir: “Sübhânellāhi ve bi-hamdih sübhâne’l-meliki’l-kuddûs.”[4]
Dikkat edilirse meleklerin tesbihinde Subbûh ve Kuddûs isimleri zikredilmektedir. Bakara suresindeki âyette ise hamd ile tesbih ve takdis ettikleri bildiriliyor. Hadis rivayetleriyle beraber âyeti ele aldığımızda meleklerin Allah’a “Hummûd” ismiyle hamd edici oldukları tesbitini yapabiliyoruz.
İnsanlık ve cinler dünyasını tanzim eden Kur’an, Allah’ı “Sübhan” ismi ile tesbih etmeyi, Ona “Hamîd” ismiyle hamd etmeyi dolaylı olarak tavsiye eder.[5] Buna mukabil melekler ve ruhlar dünyasında Cenab-ı Hakk Subbûh, Kuddûs ve Hummûd isimleriyle hamd ve tesbih edilmektedir.
Arapça gramer kitapları Subbûh ve Kuddûs isimlerinin gramatik tahlilinde zorlanmaktadırlar. Çünkü benzer bir vezinden türeyen hiçbir kelime insanlık dünyasında kullanılmamaktadır. İnsanlık dünyası, isimleri bir vezinden türetirken ya sıfatlardan ya da fiillerden türetmektedirler. Bu türetmede ise kendi kişisel ve sosyal hayatları veya dış dünyada görünen olaylar ve özelliklerden yola çıkarak türetiyorlar. Bu çerçevede dış dünyada “saf hayır” makamında bir varlık bulunmuyor ki, o saf hayırlı varlığa ait özellikler ona uygun bir vezinle ifade edilsin. Bu çerçevede meleklerin ve ruhların kullanacağı kelimeler elbette kendi âlemlerine göre olacaktır. Meleklerin âlemi, “melekût âlemi” dir; ruhların âlemi ise, “ceberut âlemi” dir.[6] Melekler âleminde Cenab-ı Hakk, Melik-i Kuddûs ismiyle mütecellidir. Melek kelimesi ile Melik kelimesi aynı kökten müştaktır. Bu ilişkiden dolayı Kur’anda Kuddûs ismi iki yerde geçmektedir.........
