Hastanın Kaybolduğu Yerde Vaka Yönetimi Başlar
Hastanın Kaybolduğu Yerde Vaka Yönetimi Başlar
Hastanın Kaybolduğu Yerde Vaka Yönetimi Başlar
Türkiye’de vaka yönetimine olan ihtiyaç toplumsal dönüşümden de doğuyor. Nüfus yaşlanıyor, aile yapıları değişiyor, yalnız yaşayan bireylerin sayısı artıyor, kronik hastalıklarla uzun süre yaşayan insanlar çoğalıyor. Mesele hastayı yaşatmak kadar, hastanın bakım yolculuğunu sürdürülebilir, anlaşılır ve insan onuruna yakışır hale getirmekte düğümleniyor.
Modern tıbbın en büyük başarısı insan bedenini olağanüstü bir ayrıntıyla okuyabilmesidir, en büyük açmazı ise okuduğu bedeni çoğu zaman yaşanan hayattan ayırmasıdır. Kalbi ayrı, böbreği ayrı, akciğeri ayrı, şekeri ayrı yönetiyoruz; fakat insan, organlarının toplamından ibaret bir varlık değildir. Bir hastanın evi vardır, yalnızlığı vardır, korkusu vardır, ilaçlarını karıştırdığı akşamları vardır, taburculuk sonrası kime ulaşacağını bilemediği sabahları vardır. Tıp ilerledikçe bu hakikat daha da görünür hale geliyor, her gelişme, beraberinde yeni bir koordinasyon ihtiyacı doğuruyor.
Bir tıp doçenti ve acil tıp uzmanı olarak bu gerçeği en çıplak haliyle acil serviste görüyorum. Servise dağılmış bakım süreçleri, birbirine değmeden yan yana duran uzmanlık alanları ve kimsesiz bırakılmış hasta yolculukları da gelir. Aynı hastayı bazen üçüncü, bazen beşinci, bazen onuncu kez görürüz. Kâğıt üzerinde farklı branşlar onu “takip etmektedir” ama hayatın içinde kimse onu bütünüyle taşımaz. Tam da bu noktada, Türkiye’nin sağlık gündeminde henüz yeterince yer bulmamış ama artık ertelenemez hale gelmiş bir kavram olan “vaka yönetimi” beliriyor.
Vaka yönetimi, sanıldığı gibi yalnızca randevu ayarlamak, evrak izlemek ya da hastayı bir birimden diğerine yönlendirmek değil., o karmaşık bakım süreçlerine akıl, yön ve süreklilik kazandıran profesyonel bir koordinasyon disiplinidir. Daha açık söylemek gerekirse, vaka yönetimi, hastanın adına konuşmak değil, hastanın yararına, dağılmış parçaları birbirine bağlamaktır. Bu yönüyle bir bürokrasiden ziyade “bütünlük mimarisidir.” Sağlık sisteminin içinde görünmeyen ama yaşamsal bir işlev üstlenir. Dağınık bilgiyi anlamlı hale getirir, kopuk kurumları konuşturur, kırılgan geçişleri güvenli hale olur, hastanın sesinin sistem içinde kaybolmasına izin vermez.
Bugün Türkiye’de sağlık hizmeti genişledi, ancak genişleyen her sistem aynı ölçüde derinleşmeyebilir. Sayılar büyür, binalar çoğalır, teknoloji ilerler fakat bakımın ruhunu koruyan sürekliliktir. Bizim asıl problemimiz çoğu zaman hizmet eksikliği değil, hizmetler arasındaki irtibat eksikliğidir. Hasta, bir branştan diğerine sevk edilir fakat sorumluluk duygusu her geçişte biraz daha incelir. Taburculuk yapılır fakat hayatla tıp arasındaki köprü çoğu zaman kurulmaz.........
