Söz ve güç
Duvarlarında dünyanın farklı yerlerinden gelen bayraklar var. Kürsünün önünde bir masa, üzerinde birkaç kâğıt ve bir bardak su. Dışarıda New York'un telaşı sürüyor. İçeride ise zaman biraz yavaşlıyor.
Bir ülkenin temsilcisi kürsüye çıkıyor.
Birkaç dakika sonra başka biri.
Aynı salon, başka bir ses.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumunda ortaya çıkan manzara ilk bakışta bundan ibaret görünebilir. Oysa kürsüden yükselen her cümlenin görünmeyen bir devamı vardır. Kimi söz masaya gider, kimi sınıra, kimi pazara; kimi de hiç tanımadığımız insanların evlerine kadar ulaşır.
Bu yüzden uluslararası siyasetin asıl ağırlığı, söylenenlerin çokluğunda değil, söylenenlerin taşıdığı ihtimalde saklıdır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Birleşmiş Milletler'in yapısına ilişkin reform çağrısını yinelemesi de bu tartışmanın bir parçasıydı. Erdoğan, mevcut karar düzeninin dünya ülkelerinin tamamının iradesini yeterince yansıtmadığını ve daha adil bir yapıya ihtiyaç bulunduğunu savundu.
Aynı kürsüde İran meselesi de yeniden gündeme geldi.
Bir yanda ABD: İran konusunda baskı, yaptırım ve sertlik vurgusu.
Diğer yanda İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan: Diplomasiye açık olunduğu, savaş ihtimalinden çekinilmediği ve nükleer program konusunda geri adım atılmayacağı yönündeki açıklamalar.
İki ayrı cümle dünyası.
Aralarında görünmeyen bir mesafe.
Diplomasinin kıymeti de biraz burada ortaya çıkıyor. Tarafların her konuda aynı düşünmesi gerekmiyor. Asıl mesele, anlaşmazlıkların konuşulabileceği zeminin korunabilmesi.
Çünkü tarih boyunca bazı kapılar anlaşmayla değil, konuşmanın sürmesiyle açık kalmıştır.
Hürmüz Boğazı'na uzaktan bakıldığında iki kara parçasının........
