menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aklın vesayeti

22 0
18.09.2026

Düşüncesini sessiz bir kâğıda teslim etmek yerine insanın, yani tam da bizim gibi karşısında duranın gözlerinin içine bakmayı tercih etti. Konuştu, sustu, itiraz etti, yeniden sordu. Çünkü onun için düşünce, sahibinden koparılıp bir kenara bırakılan cansız bir nesne değil; insanın kendi toprağında kan ter içinde yürüdüğü, hata yapmayı göze aldığı çetin bir yolculuktu.

Platon'un Phaedrus'unda anlatılan o kadim hikâyenin yüzyıllar sonra hâlâ yolumuzu kesmesi tesadüf değildir. Yazının hafızayı güçlendireceğini müjdeleyen Theuth'a karşı Kral Thamus, insanın kendi içsel emeğini kullanmak yerine dışarıdaki yabancı işaretlere yaslanmasından endişe eder. Sokrates'in taşıdığı bu endişenin özü sarsılmazdır: İnsan, hazır cevaplarla çok şey biliyor gibi görünebilir; fakat bilmek ile bilge olmak aynı toprağın mahsulü değildir. O, insanı bilge yapacağı iddia edilen bu yeni icadın, aslında düşünme eylemini ortadan kaldırmasından korkmuştu.

Ve insanlık, o günden beri aynı sınamadan geçiyor. Hayatımızı kolaylaştıran her yeni imkân, aslında zihnimizin bir başka odasını boşaltmamızı talep ediyor. Yolları ezberlemeyi, hesapları akılda tutmayı çoktan dışarıya devrettik. Bunda yadırganacak bir şey yok; heybemizdeki bu sıradan yükleri attığımızda, muhakememize daha fazla yer açtığımızı söyledik hep.

Fakat bugün çok daha ağır bir eşikteyiz. Sadece hafızamızı değil, bizzat karar verme yetimizi, kendi hükmümüzü kurma çilesini dışarıya devretmenin kıyısındayız.

Çünkü düşünmek, insana ağır gelen, bedeli yüksek bir çiledir. Anlam belirsizliğine tahammül etmeyi, doğruyu bulmadan önce kendi kendine yanılmayı göze almayı gerektirir. İnsanın doğasında bu ağırbaşlı zahmetten kaçıp, en hızlı, en çabasız ve en hazır olana yönelme eğilimi vardır. Karşımızda hiç sabırsızlanmadan, hiç yorulmadan bize kesin........

© Milat