İsrail Türkiye’yi neden Suriye’de istemiyor?
Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin geleceğini anlamak için liderlerin birbirleri hakkında söylediklerinden çok Suriye haritasına bakmak gerekiyor.
Gazze savaşı iki ülke arasındaki siyasi ilişkileri kuşkusuz çok ağır bir noktaya taşıdı; fakat bugün ortaya çıkan sorun yalnızca Gazze üzerinden açıklanamayacak kadar yapısal hale gelmiş durumda. Suriye’de Esad yönetiminin yıkılması, İran ve Rusya’nın yıllardır sahip olduğu nüfuzun gerilemesi ve Ankara’ya yakın yeni yönetimin ülkeyi yeniden kurmaya başlaması, bölgede büyük bir güç boşluğu yarattı. Türkiye bu boşluğu Suriye’nin yeniden bütünleşmesi ve merkezi devletin güçlenmesi üzerinden doldurmaya çalışırken, İsrail aynı coğrafyaya kendi güvenlik doktrini üzerinden bakıyor. İki ülke birbirinin toprağını istemiyor; fakat Suriye’nin nasıl bir ülkeye dönüşeceği konusunda giderek daha farklı gelecekler tasarlıyor.
Son günlerde yaşananlar bu çatışmayı görünür hale getirdi. İsrail, İdlib yakınlarındaki Ebu Zuhur Hava Üssü’nü vurdu ve saldırının gerekçesini açık biçimde Türkiye’yle ilişkilendirdi. Netanyahu yönetimi, Türk askerlerinin bu üsse yerleşme ihtimalinin İsrail’in güvenliğini tehdit edeceğini savundu. Türkiye böyle bir askerî konuşlanma planlandığı iddiasını reddetti ve İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ihlal ettiğini açıkladı. Fakat olayın belki de en dikkat çekici tarafı Washington’un tepkisiydi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, saldırının Türkiye’ye önceden bildirilmediğini, Türk tarafının kuzeye yönelen İsrail uçaklarını gördüğünü ve olayın çok daha tehlikeli bir noktaya gidebileceğini söyledi. Washington şimdi Türkiye, İsrail ve Suriye arasında benzer bir olayın doğrudan çatışmaya dönüşmesini önleyecek özel bir mekanizma kurmaya çalışıyor. Artık ortada yalnızca diplomatik bir gerilim değil, yanlış hesaplama halinde askerî sonuç doğurabilecek bir güç rekabeti var.
Burada asıl sorulması gereken soru İsrail’in neden kendi sınırından yüzlerce kilometre uzaktaki bir Suriye hava üssünde Türk askerinin bulunma ihtimalini güvenlik tehdidi olarak gördüğüdür. Cevap, İsrail’in uzun yıllardır geliştirdiği güvenlik anlayışında yatıyor. İsrail yalnızca kendi sınırlarının ihlal edilmesini tehdit olarak görmüyor; çevresinde kendisine karşı kullanılabilecek askerî kapasitenin oluşmasını da mümkün olduğunca engellemeye çalışıyor. İran’ın Suriye’deki varlığına yıllarca bu nedenle saldırdı, Hizbullah’a silah transferlerini bu nedenle hedef aldı, Esad yönetiminin çöküşünden sonra Suriye’nin askerî altyapısının önemli bir bölümünü yine bu mantıkla vurdu. İsrail açısından güvenlik, yalnızca sınırı korumak değil, sınırın ötesindeki güç dengesini de kontrol edebilmek anlamına geliyor.
Türkiye tam bu noktada yeni bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Ankara’nın Suriye’deki hedefi, bütün ayrıntıları tartışılabilir olmakla birlikte, genel olarak merkezi otoritesini yeniden kurabilen, askerî kapasitesini toparlayan........
