menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

2025 yılı: Sarkacı izlemek zorlaşırken-3

12 6
31.12.2025

Yıl sonu değerlendirmesinde ilk yazıda 2025 yılında iklim krizi tartışmalarına, ikinci yazıda ise kapitalizmin çoklu krizi bağlamında Gazze’de süren soykırım, İsrail’e direniş, küresel intifada ve merkezin çökmesine paralele olarak radikal uçların alternatif olarak öne çıkmasına değinmeye çalıştım. Buradan Türkiye’de yaşanan gelişmeleri tartışmaya başlayabiliriz.

Elbette Türkiye dünya kapitalizminin bu politik gelişmelerle derin bağlara sahip doğrudan bir parçasıdır ve iç politikadaki gelişmeleri de benzer bir perspektifle kavramamız bir zorunluluk.

Her şey çok hızlı yaşanıyor

Türkiye’de de sarkaç çok hızlı hareket ediyor. Bir sabah kalkıyoruz: Devlet Bahçeli, DEM Parti heyetinin elini sıkıyor. Bir sabah kalkıyoruz: 15 sene önce kurulmuş olan bir yapı, terörist ilan edildiği için, sosyalistlere yönelik gözaltılar ve soruşturmalar başlıyor. Bir sabah kalkıyoruz: Faşist partinin lideri Abdullah Öcalan’a “Kurucu lider” diyor. Bir sabah kalkıyoruz: Milyonlarca insanın oyunu alan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (ve bir dizi CHP’li belediye başkanı) tutuklanıyor. Bir sabah kalkıyoruz: Selçuk Kozağaçlı serbest bırakılıyor. Ertesi sabah kalkıyoruz: Selçuk Kozağaçlı yine tutuklanmış oluyor. Bir sabah kalkıyoruz: 11. Yargı Paketi, LGBTİ ’ları hedefleyerek gündeme geliyor. Bir sabah kalkıyoruz: Paketten LGBTİ düşmanı yanlar yontulmuş oluyor. Bir sabah kalkıyoruz: Mecliste Kürtçe bilinmeyen bir dil olarak tanımlanıyor ve meclis komisyonunda barış annelerinin Kürtçe konuşması engelleniyor. Bir sabah kalkıyoruz: Meclisten seçilen bir temsilciler heyeti Abdullah Öcalan’la görüşmeye gidiyor.

Gazze’de soykırımın tetikledikleri: Çözüm süreci

31 Mart seçimlerinden sonra CHP’nin de girişimiyle nispeten ılımlılaşan politik ortam, Gazze’nin İsrail tarafından işgalinin derinleşmesiyle beraber iki öğenin öne çıktığı bir zemin yarattı. Bu öğelerden birincisi, devletin, Gazze işgalinin yarattığı bölgesel dinamikler nedeniyle yeni çözüm sürecini başlatmasıdır.

Çözüm sürecinde toplumsal muhalefete otoriter şok dalgalarıyla paralize edici bir saldırı uygulandı. Böylece iktidar, kendi dışındaki muhalefetin geniş bir cephe kurması, başka bir deyişle, yeni çözüm sürecinin yaratacağı olumlu havanın sokağa kitlesel olarak taşmasını, bu kitlesellikle yoksulluğa karşı öfkenin, çözüm sürecinin, erken seçim ihtimalinin, iktidardan kurtulma isteğinin birleşip aynı anda savunulduğu bir dalgaya dönüşmesini engellemeye çalıştı. Çözüm sürecinin başlamasıyla otoriter şok dalgalarının arka arkaya üzerimize gelmesi tesadüf değil; tam da böyle bir politikanın bir ürünü olarak görülmek zorunda.

Türkiye’yi sarsan 10 gün ve saldırıları frenleyen hareket

Diğer gelişmeyi ise şöyle ele almak gerekiyor: Türkiye’de de iktidar diğer otoriter iktidarların yaptığına benzer bir şekilde geleceği ipotek altına almış gibi davranırken, Gazze işgalinin arka planda şekillendirdiği politik reflekslere bağlı bir dizi dinamik kritik gelişme oldu. Öncelikle, İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı Saraçhane’de dev gibi bir hareket yükseldi. İktidarın saldırısında egemen sınıf açısından büyük bir kararsızlık yaratan bu dev dalga, özünde otoriter şok dalgalarına nasıl yanıt verilmesi gerektiğini de gösterdi. Bütün bu hareketin içerisinde öğrencilerin özel bir rol oynaması ve korku duvarının 19 Mart – 29 Mart arasında hızla aşılması OHAL döneminden beri baskı altında olan muhalefete büyük bir mücadele azmi aşıladı.

O günden bugüne aşırı sağcı bir blok olarak davranan iktidar bloğu, burnundan kıl aldırmamasına rağmen, yargı alanındaki müdahaleler hariç, hemen hemen hiçbir istediğini başaramayan bir iktidar haline geldi. Ne ekonomi toparlanabilmiş durumda ne de Ortadoğu’da iddia edildiği gibi tek başına at koşturur ve bölgesel bir güç olmak konusundaki isteklerinin karşılanabildiği koşullar mevcut, ne de CHP’yi istediği gibi yıpratabilmiş, muhalefet arasına aşılmaz duvarlar örebilmiş durumda.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanmak istendiğini biliyoruz, atayamadılar. Buna benzeyen, iktidarın istediği ama hayata geçirmediği sayısız örnekle karşı karşıyayız. Kaldı ki çözüm sürecinin temposu, gidişatı ve buradan beklentiler konusunda Bahçeli ve iktidar bloğunun AKP kanadı arasında çok büyük farklılıklar olmasa da zaman zaman çok net ayrımlarla karşı karşıya kalıyoruz. Bu büyük hareketler (2.2 milyonluk miting, 15 milyondan fazla insanın İmamoğlu’nun lehine dayanışma oyu vermesi, 1,5 milyon kişinin Saraçhane’de sokağa çıkması, 6 milyondan fazla insanın tüm Türkiye’de eylemlere katılması, 25 milyon kişinin İmamoğlu için imza vermesi) sanki böyle şeyler hiç yaşanmamış gibi davranamayacağımızın göstergeleri aynı zamanda. Yakın tarihin en büyük eylem silsilesinin içinden geçtik, iktidar bloğu, bu büyük eylem dalgası karşısında çok net bir şekilde paralize oldu. O zamandan beri yargıyı kullanarak ana muhalefet üzerinde baskı arttırmanın dışında herhangi bir politik parlaklık sergileyemediğini söylemek mümkün.

Ağır yargı saldırılarına rağmen İmamoğlu ve Yavaş seçim anketlerinde ya Erdoğan’ın önünde görünüyor. Ya da Erdoğan arzulanan farkı atamamış görünüyor. CHP, AKP’nin ya önünde görünüyor ya da kıran kırana bir yarış içinde. Gözaltılara, binlerce sayfalık iddiananmelere rağmen İmamoğlu’ndan bir rakip olarak kurtulma isteği ve yargılamaların siyasi amacı, rüşvet ve yolsuzluk gerekçesinden daha öne çıkıyor, kamuoyunun dikkatinde iktidarın rakibinden kurtulmak isteğinin yargısal adımları olduğuna, davaların politika olduğuna ilişkin genel bir kamuoyu algısı şekilleniyor.

CHP dinamikleşip konsolide olurken

İktidarın her şeye kadir olmadığını kavramak mücadelenin sahip olduğu potansiyelleri görebilmek açısından çok önemli. Bütün devlet mekanizmalarıyla örgütlenen ana........

© marksist.org