Güvensiz Olan Okul mu, İnsan mı?
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları, eğitim alanında görünen ile görünmeyen arasındaki gerilimin çarpıcı bir tezahürüdür. Bu tür hadiseleri yalnızca bir “güvenlik açığı” olarak okumak, meselenin ontolojik ve toplumsal derinliğini göz ardı etmek anlamına gelir. Zira silahın okula girmesi, bizzat sorunun kendisi değil; daha derin bir çözülmenin yüzeye vuran belirtisidir. Bu nedenle tartışmayı kamera sistemleri, güvenlik personeli ya da teknik tedbirler üzerinden yürütmek, yüzeydeki dalgalarla meşgul olup denizin altındaki akıntıları ihmal etmekten ibarettir. Oysa saldırı sonrasında dile getirilen silah denetimi, güvenlik önlemleri, sosyal medya sınırlamaları ya da oyun bağımlılığıyla mücadele gibi öneriler, her ne kadar gerekli olsa da, esasa değil semptomlara yönelen önleyici tedbirlerdir. Çünkü problem, güvenlik zafiyetinden ziyade, insanın nasıl inşa edildiği meselesinde düğümlenmektedir.
Artık açık biçimde kabul edelim ki, eğitim sistemimiz yaklaşık iki asırdır bireye sahici bir benlik ve kimlik kazandırmak yerine onu parçalamakta, köksüzleştirmekte ve nihayetinde kendi varlığına yabancılaştırmaktadır. Bu durum, pedagojik bir eksiklikten öte, epistemik ve kültürel bir bağımlılığın, yani sömürgeleştirici bir eğitim anlayışının sonucudur. Dolayısıyla çözüm, teknik güvenlik önlemlerinin artırılmasında değil; köklü........
