We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Flaubert’in ‘kalem insan’ına karşı Aleksiyeviç’in ‘kulak insanı’

1 0 0
06.07.2021

2015 yılında Nobel edebiyat ödülünü kazanan Svetlana Aleksiyeviç’in İkinci El Zaman-Kızıl İnsanın Sonu kitabı “Sovyet ütopyası”nın “Rus trajedisi”ne dönüşünü sıradan insanın gözünden anlatan bir 20. yüzyıl anlatısı. Bu “sözlü tarih” kitabı; içinden şiirler, romanlar, hikâyeler geçen bir “büyük” anımsama, anımsatma ve anlama kılavuzu…

SSCB/Rusya büyük tutkuların, büyük ideallerin, büyük savaşların, büyük bir tarihin ve büyük bir edebiyatın ülkesi. Bu coğrafyada her şey bu “büyüklük”le ilintili. Svetlana Aleksiyeviç’in kitabı bu “büyük” idealler altında ezilen, işkence gören, hapishanelerde, kamplarda, meydanlarda kahraman, kurban, suçlu, cellat, suç ortağı olan “küçük” insanların (Nobel konuşmasında onlara ‘küçük büyük insanlar’ diyecektir) duygularının tarihçesi. Komünizm idealine ölene kadar bağlı kalanların, kapitalizme alışamayanların ve aynı zamanda “İnsan sadece yaşamak istiyor, büyük bir fikir olmadan” diyenlerin sesini, sözünü, duygusunu okura ulaştıran bir kitap.

İkinci El Zaman ilk yayımlandığında iki yakınım ısrarla salık vermiş, ancak elime alır almaz “Bu umutsuzluk günlerinde, yeni bir kaybediş hikâyesi okumaya gücüm, hevesim yok” diye bırakmıştım. Aylardır kitaplığın rafında kaçışımı ve bundan duyduğum suçluluğu anımsatarak zamanını bekledi. Sonra bir gün okumaya başladım ve 524 sayfalık kitabı 2.5 günde bitirdim. Nefesim kesildi, boğazımı bir yumru tıkadı, durup duvarlara baktım, içim yandı, öfkelendim, ağladım, gülümsedim. İnsanlığa dair umutlarım tükendi bazen, bazen de tazelendi. Kitapta en çok “insana dair” olanın sahiciliği beni çarptı ve kestirilemezliği. İnsanın iyiliğinin, ilkelere bağlılığının açlıkla, zorbalıkla, savaşla sınandığı günlerde hem “büyük” resmi tarih, hem de insanın “küçük” kişisel tarihi yazılıyor. İnsanın gücünün, direncinin sınırları savaş, göç, katliam günlerinde görülüyor ve bu sınavlardan Shakespeare ve Dostoyevski’ye yakışır hayat hikâyeleri çıkıyor. Stalin döneminde en yakın komşusunu ihbar eden ve sonra ihbar ettiği komşusunun ortada kalan çocuğunu büyüten kadın, savaşta çaresizlikten kocasının katiliyle evlenen ya da iyilik timsali kocası ve üç çocuğunu bırakıp müebbete mahkûm bir katilin karısı olmayı seçen Rus Medea’sının hikâyeleri gibi. Bazı hikâyeler ise bu coğrafyada da kulağa ne kadar tanıdık geliyor. Ağır işkenceler sonunda “casus” suçlamasını kabul eden adama soruyorlar, “Kimin casususun?”. O da bir soruyla karşılık veriyor; “Kimin casusları olur?” “Alman ya da Leh” seçenekleri sunulunca “Leh yazın” diyor. Lehçe iki söz biliyordur çünkü!…

Svetlana Aleksiyeviç 1991-2012 yılları arasında gerçekleştirdiği söyleşilerle SSCB’nin dağılışı ve yeni Rusya’ya geçiş sürecinde sıradan insanın duyguları üzerinden bir gündelik hayat tarihi yazıyor. Yazar ülkeyi baştan sona dolaşmış, binlerce kaset bandı doldurmuş; “resmi” tarih bu dönemleri anlatırken “Glasnost” diyor, “Perestroika” diyor, “Gorbaçov, Yeltsin, Putin” diyor; bu kitap ise “resmi” tarihin yazmayacağı sıradan insanların duygularının, şaşkınlıklarının, hayal kırıklıklarının, yalpalamalarının, uyumsuzluklarının tarihi. Söyleşilerden oluşmuş bir 20. yüzyıl romanı gibi de okunabilir. İsveç Akademisi ödül verirken yazarın “duyguların ve ruhun tarihi”ni yazarken “yeni bir edebi tür yarattığını” vurgulamıştı. Svetlana Aleksiyeviç’in kitabının bir gazetecilik çalışması olduğunu, “edebi” bir eser olmadığını düşünenler az değildi. Ben de önceleri bu kanıdaydım. Kitabı bitirdikten sonra fikrim değişmeye başladı. Edebi türler arasındaki sınırlar belirsizleşir ve geçişkenlikler artarken, “gerçek” ve “kurgu” konusundaki fikir, bilgi ve önyargılarımızı da gözden geçirme zamanı belki…

Yazar “kurgu”ya başvurmadan tek tek insanlarla konuşup onların sözünü, gerçeğini aktardığında bu sözlü tarih midir, röportaj mıdır, edebiyat mıdır........

© Kültür Servisi


Get it on Google Play