Sevgili milliler lütfen ABD’yi yenin
Futbola karşı ilgisiz değilim’ diye başlayacaktım ama bu cümle benim futbola konusundaki tutumumu anlatmıyor. İlgiliyim.
Çocukken çok top oynardık. Rahmetli babamın aldığı ayakkabının bil-hassa burun tarafı bir ay olmadan parçalanırdı. Demek o zamanlar top oynamak için bir spor ayakkabısı almayı akıl edecek seviyede de-ğildik.
Hayır, seviyeyle ilgili değil. Yoksulduk. Babam hem Üsküdar’daki Şeyh Mustafa Devati Camii’nde imamlık yapıyor hem Bağlarbaşı’ndaki Yüksek İslam Enstitüsü’nde okuyordu. Biz üç kardeştik. Ben ve Ayşe-nur Hattat İsmail Hakkı İlkokulu’na gidiyorduk. Canan henüz küçüktü.
Bir üniversite öğrencisi baba, üç çocuğuna nasıl ayakkabı yetiştirsin?
Balıkesir’de Bağlar Sokağı’nda oturuyorduk. Bizim okulun yolu üze-rindeki bir sokakta akşama kadar top oynuyorduk.
Bir gün, Atatürk Ortaokulu’ndaki Fen Bilgisi hocamız Hasan Akın, “Sa-bah oradan geçiyordum top oynuyordunuz. Akşamüstü dönüşte bak-tım yine oynuyorsunuz. Sizin futbol maçlarınız kaç saat sürüyor?” diye sormuştu.
Yeni de o yıllarda, Balıkesir gibi bir Ege-Marmara karışımı bir şehrin meydanında belediye hoparlöründen kemençe çalındığı günü unut-mam.
O gün Trabzonspor Liverpool’u 1-0 yenmişti. Sesi Ali Hikmet Paşa meydanını dolduran kemençe sanki benim için çalıyordu, o kadar se-vinmiştim.
Bazı siyasilerin Trabzonspor’a burunlarını soktuklarını gördükten son-ra Trabzonspor’la aramıza bir soğukluk girdi. Teknik direktör Ünal Ka-raman’ın takımdan gönderildiği seneydi. Trabzon’da birçoklarının si-yasilerin........
