Masallar ve Şahsiyet Bilinci
KÖY odası benim için çok öğreticiydi.
Yazılı bir kuralı elbette yoktu ama edep erkan tahsil edilirdi. Hayatın hürmetle yaşandığı dönemlerdi. Büyükler geldiğinde ayağa kalkılırdı. Kimse baş köşeye geçip oturmazdı. Yaşlıların yeri, âlimlerin minderi daima belliydi.
Söz varlığının farkındaydı herkes.
Kulaktan kalbe giden kelamlarla beslenirlerdi. Bu sebeple konuşmalar herkesi inşa ve ihya ederdi. Bir öğrenme ve gelişme süreci yaşanırdı.
Söze saygı onu kesmemeyi gerektirirdi. Bu nedenle kesilmezdi. Akış bozulmazdı.
Destur verilmeden araya girilmezdi. Meram ise kısaca ve net ifade edilirdi.
Tartışmadan ziyade müzakere esas alınırdı.
Yaşça küçükler bu görgüyle yetişir ve edindiği cemiyet ahlakını kendinden sonrakilere aynı titizlikle taşırdı.
UZUN süren kış gecelerinde kitaplar okunurdu.
Yatsı namazından sonra herkes yerini alır kemal-i edeple beklerdi. Nefesler tutulurdu.
Sabanın çıtırtısından başka hariçten ses işitilmezdi.
Hz. Ali cenkleri öncelikliydi.
Ardındansa bu toprakları bizlere vatan haline getiren kahramanlara yer verilir, hayatın inceliklerini gergef misali işleyen masallar anlatılırdı.
MUHAYYİLEMİZİ besleyen bu masalların kahramanları olurduk. Kendi yapımıza uyan karakterlerle özdeşlik kurar zihnimizde yepyeni pencereler açardık. Küçük dünyamız genişlerdi. O minik mekândan evrenin genişliğine kanatlanırdık.
Kuşlar gibi hissederdim kendimi.
Ürkek heyecanların minik kalbimi nasıl da genişlettiğini fark eder........
