menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Evlilik Öncesi HIV Pozitifliğini Eşinden Saklayan Kişinin Cezai Sorumluluğu: Türk Ceza Hukuku Bakımından Kast, Rıza ve Nedensellik Ekseninde Bir İnceleme

19 6
20.02.2026

Bu çalışma, evlilik öncesinde HIV pozitif olduğunu bilmesine rağmen bu durumu eş adayından saklayan kişinin Türk ceza hukuku bakımından sorumluluğunu incelemektedir. Türk hukukunda “HIV statüsünü saklama” eylemini doğrudan ve bağımsız bir suç tipi olarak düzenleyen özel bir norm bulunmadığından, ceza sorumluluğu çoğunlukla vücut dokunulmazlığına karşı suçlar bağlamında; özellikle cinsel ilişki yoluyla bulaşma gerçekleşip gerçekleşmediği, failin kast/taksir düzeyi, mağdurun rızasının geçerliliği ve nedensellik bağının ispatı üzerinden şekillenmektedir. Çalışmada, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun evlilik öncesi muayene rejimi ve kamu sağlığını koruma yaklaşımı, TCK m.21/2’de düzenlenen olası kast kurumu ve içtihatlarda görülen “ahlaka aykırı fiil–kişilik hakkı ihlali–zarar” üçgeni birlikte değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, salt saklama davranışının tek başına cezalandırılabilirliğinin sınırlı olduğu; ancak saklama ile birlikte cinsel temasın gerçekleşmesi, bulaşın meydana gelmesi veya somut tehlikenin ağırlaşması hâlinde, özellikle olası kast tartışmalarının merkezî hâle geldiği ortaya konulmuştur.

Evlilik, yalnızca özel hayatın bir görünümü değil; aynı zamanda devletin, özellikle sağlık ve nüfus politikaları bakımından belirli koruyucu mekanizmalar kurduğu sosyal bir kurumdur. Evlilik öncesinde HIV pozitif olduğunu bilmesine rağmen bu durumu eş adayından saklayan kişinin hukuki sorumluluğu, bu nedenle hem bireyin mahremiyeti ve kişisel verilerin korunması hem de eşin vücut bütünlüğü, yaşam ve sağlık hakkı ile kamu sağlığı perspektifi arasında bir gerilim alanı yaratır. Bu gerilim alanı, ceza hukuku bakımından “hangi davranış ne zaman cezalandırılabilir?” sorusunu özellikle keskinleştirir. Zira Türk Ceza Kanunu’nda HIV statüsünü saklamayı tek başına suç olarak tanımlayan özel bir hüküm bulunmamaktadır. Buna karşılık, saklama davranışının cinsel ilişki ile birleştiği, bulaşmanın gerçekleştiği ya da mağdurun sağlık bakımından ağır bir risk altına sokulduğu durumlarda, fiilin vücut dokunulmazlığına karşı suçlar çerçevesinde değerlendirilmesi gündeme gelir.

Bu çalışmanın amacı, “saklama” olgusunu ceza hukuku içinde tek başına ahlaki bir kusur olarak değil; kast, rıza ve nedensellik unsurlarının somut olayda nasıl kurulduğuna bağlı olarak değişen bir sorumluluk rejiminin parçası olarak açıklamaktır. Bu bağlamda özellikle TCK m.21/2’de düzenlenen olası kast kavramı, HIV’in bilinen bulaşma riskleri nedeniyle, uygulamada en sık tartışma doğuran kurumdur. Ayrıca, evlilik öncesi muayeneye ilişkin Umumi Hıfzıssıhha Kanunu hükümleri, her ne kadar HIV’i doğrudan saymasa da, “evlenme öncesi sağlık kontrolü” ve “bulaşıcı hastalıklarda koruyucu yaklaşım” yönüyle değerlendirmeye normatif bir arka plan sağlar.

2. Normatif Çerçeve: Evlilik Öncesi Muayene Rejimi ve Ceza Hukukuna Etkisi

Evlilik öncesi tıbbi muayene, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda emredici bir düzenleme olarak yer almaktadır. Bu rejim, tarihsel olarak belirli bulaşıcı hastalıklar bakımından evlenmenin ertelenmesi veya engellenmesi gibi sonuçlar doğurabilen bir sağlık hukuku mekanizması kurar. Mevzuatta HIV, ilgili maddelerde tek tek sayılan hastalıklar arasında açıkça yer almasa da, kanunun evlenme öncesi muayeneyi zorunlu kılan yaklaşımı, bulaşıcı hastalıkların evlilik kurumu ve kamu sağlığı üzerindeki etkisini dikkate alan bir devlet politikasını yansıtır. Bu yansıma, ceza hukuku yorumunda doğrudan “suç yaratıcı” bir işlev görmez; ancak saklama davranışının sırf “özel alan” içinde kalan ve hukuk düzenini........

© Hukuki Haber